Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz ve diğer yazarlarımızın gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Yağmurlar, Lâleler ve Annem

Eklenme : 11.01.2022 00:00:00
Görüntülenme: 458

Çocukluğum pastoral bir ortamda geçtiği için, yağmurlar bana hep lirik şiir gibi gelir. Gök gürültüsü, şimşek çakması, bardaktan boşanırcasına yağmurlar.

6 Nisan 1994 günü Muğla'ya geldiğimde yağmurlar karşıladı. Şakır şakır yağmurlar. Sonra bu bulutlar, yamaçlar, ağaçlar, otlar. Birkaç ay sonra, "Muğla'ya alışabildin mi?" diye sorduklarında, "Bu yağmurlar, bu bulutlar, bu şimşek çakması, bu gök gürültüsü, bu otlar, ağaçlar, bu börtü böcek çocukluğumdan beri bildiğim şeylerdir. Yeni bir şey olmadığı için zaten alışkınım." derdim.

Çocukluğum Bozdağ'ın Gediz ovasına bakan yamaçlarında geçti. Kış yağmurunu da, bahar yağmurunu da bilirim. Hele o çarpıp geçen yaz yağmurlarını!... Sergiye yatırılmış üzümleri alıp giden yağmurları. Sonra güz çimenlerini coşturan, mantar ve çıntarları soframıza getiren güz yağmurları!...

Bahar yağmurları tabiati canlandırdığı için çok bilinir. Hele Nisan yağmurları!... Çiçek dökmüş ağaçlara zarar vermezse, çiçeklerin meyveye dönmesi için birebirdir.

Kış yağmurlarını tadı ayrıdır bende.

Bu günlerde yağan yağmurlar bana oğlak-kuzu ve lâle kokusu getirir hep.

Oğlaklar ve kuzular bugünlerde doğmaya başlarlar ve bugünlerde bizim "yoğurt çiçeği dediğimiz" anemonlar açmaya başlar. (Biz, hayvanlar doğum yaptığı için yoğurt mevsimi de başladığından "yoğurt çiçeği" derdik herhalde.)

Ne garip!...

Bu yağmurlar, rahmet ve bereketiyle gelen yağmurlar, bende pastoral ve lirik duyguları tetikliyor ve taaa çocukluğumdan kokular getiriyor burnuma. Sonraki yıllarımdan hiçbir şey yok bu yağmurlarla beraber. 9 yaşımdan sonrası şehirde geçti hep. Şehirde, her yağmur hayatımızı hep olumsuz etkiledi. Yolları su kapladı; evleri su bastı, her yer çamur oldu ve paçalarımıza hep çamur sıçradı. Rahmetli babam, annem ve Bahri ağabeyim "Çamur sıçratmadan yürü!..." diye az söylemediler. Oysa köydeki pastoral ortamda çamur bile olmazdı neredeyse. Şehirde yağmur bindirince alınacak tedbirler yoktu; hayat devam ediyordu ve sen de yağmura rağmen hayata devam edip zorluklar yaşayacaktın. Oysa köyde, yağmur başlayacağı zaman insanlar hayatlarını biraz geri çekerek yaşarlar ve yağmurdan olumsuz etkilenmezlerdi. Kar yağdığında da aynı olurdu. Hayat biraz geri çekilip askıya alınırdı.

Bu yağmurların oğlak-kuzu ve lâle kokusu getirdiğini söylemiştim. Biraz daha açayım.

Koyunlar ve keçiler bugünlerde doğurmaya başlarlar ve bazı oğlak ve kuzular günü gelmeden doğarlardı; yani erken doğarlardı. Bunlara "günsüz oğlak, kuzu" derdik. Erken doğan bebeklerin kuvöze alınması gibi erken doğan yavrular, içi saman dolu kapsakta (sepet-kelter dibi), biz çocukların odasında büyütülürdü. Çünkü bizim odalarımızda mangal olurdu. (Laf aramızda kediler de geceleri bizim odamızda kalırdı. Ben göğsümde uyuyan kedi hırıltısını taaa o zamanlardan bilirim.) Odamızda mis gibi oğlak veya kuzu kokusu olurdu. (Bakın, şimdi bile burnuma kadar geldi.)

Gelişmiş doğan kuzu ve oğlakları bir ay sonra falan yayılmaya götürürdük Gene yağmurlar veya sisler olurdu.   Yağmur yoksa sisleri yara yara giderdik dağa.  Dağda bizi yemyeşil otlarla beraber kıpkırmızı "yoğurt çiçekleri" karşılardı. Üzerlerinde yağmur damlası veya çiy tanesi olurdu. Ortalığı renk yaygarasına verirdi ama kokusu buruna yaklaştırmadan hissedilmezdi. Demet demet toplar, koklardık. İşte o anda "yoğurt çiçeği" kokusu, hem çiçek kokusu olurdu bizim için, hem yağmur kokusu. Çiçekten gelen kokuyu yağmur kokusu zannederdik çocuk aklımızla.

Sağanak yağmur varsa ve evdeysem. Rahmetli annem, tırabzana dayanır ve "Allah âfâtsız versin!..." deyip her şimşek çakıp gök gürlediğinde, yağmur şırıltısına karışan bir kelime-i tevhit  ile dua ederdi.

İşte bu yağmurlar bana hep o kokuyu, seni ve senin kokunu hatırlatır anne!...

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft