İdris Koç

İdris Koç

BAY PROTOKOL
İdris Koç'un ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Uyarmanın Da Bir Usulü Vardır

Eklenme : 12.01.2022 00:00:00
Görüntülenme: 366

Kurumsal iletişim başta olmak üzere farklı alanlarda yaşadığımız iletişim kazalarına köşemde sık sık yer veriyorum. Geçen hafta yine böyle bir olay basına yansıyınca bu konuda da birkaç kelam etmemek olmazdı.

Milli Eğitim Bakanı, Şanlıurfa'da ziyaret ettiği bir okulda gördüğü eksikler üzerine, İl Milli Eğitim Müdürü ve okul müdürüne "Siz ne iş yaparsınız? Para istediniz de para mı vermedik? Gezdirdiğiniz okul böyleyse gezdirmediğiniz okullar nasıl?" diyerek tepki gösterince bir anda gündem oldu. Hele ki bunu ulu orta, çocukların arasında yapınca bir anda kendisini tepkilerin odağında buldu.

Tabii ki her zamanki gibi bu olayı da hepimiz kendi penceremizden yorumladık. Ben de usul penceresinden gördüklerimi sizinle paylaşmak isterim.

Öncelikle tepkinin yeri ve şekli çok yanlıştı. Dahası bu hatayı bir eğitimci, çocukların önünde yapmamalıydı. İlk fırsatta müdürleri bir kenara çekmeli, başkasının olmadığı ve duymadığı bir ortamda, gördüğü manzaranın hesabını sormalıydı. Kapalı kapılar ardında müdürlerin gözünün içine bakarak, "Siz ne iş yaparsınız?" diye sormalıydı. Olmadı...

Büyük kurumları yöneten, yoğun çalışan, üreten ve yeniliğe açık yönetici ve personelin; hata yapma, bazı şeyleri gözden kaçırma ihtimali her zaman vardır. Yapılan hatalar, ikinci kez tekrarlanırsa ihmal olarak kabul edilir. Burada önemli olan; hata yapmamak için gösterilen çabadan daha fazlasının, hatalardan ders almak için gösterilmesi olmalıdır. Bu yönüyle hatalardan alınan dersler, aynı zamanda kişiyi farklı ve başarılı kılan meslekî bilgi ve deneyimin kaynağıdır. Bu nedenle başarıya ortak olan üstler ve yöneticiler, hatalara da ortak olmalı; cezalandırıcı özelliği değil liderlik ve rehberlik özelliği ile öne çıkmalıdır. 

Disiplin ve denetim; aksayan yönlerin tamir edilmesi ve doğruyu gösterme aracı olarak kullanılmalı, özellikle ilk hata ve ihmalde hemen cezalandırma yolu seçilmemelidir. Bu uyarı ve cezalandırma, üçüncü kişilerin yanında ve toplum içinde asla yapılmamalıdır. Verilen ceza da hatayla ölçülü olmalıdır. Bu ölçülü cezalandırma, idarenin disiplinli ve adaletli tavrının bir göstergesi olarak diğer çalışanlar üzerinde yöneticiye karşı bir güvenin oluşması için de zemin oluşturacaktır.

Yaşanan nahoş durumun temelinde yatan bir diğer sorun ise bürokratik yaklaşımdan kaynaklanan bir yönetim sorunu... Katı hiyerarşik yapı ve buna bağlı olarak oluşan sağlıksız sistem...

Her kademedeki yöneticinin üstlerine bilgi aktarmada cimri davranması, sadece olumlu durumların yukarıya yansıtılması ve birkaç kademe aşağıda bulunanların üstleri ile iletişim kurmasının önünün kapatılması; üst tarafta her şeyin yolunda gittiği, her şeyin güllük gülistanlık olduğu izlemini oluşturuyor. Gerçeği göstermeme çabası bir şekilde işe yaramadığı zaman da bu olayda olduğu gibi orantısız patlamalar yaşanıyor.

Bu yaklaşımın bir başka tezahürü de kurumsal ziyaret, denetim ve rehberlik faaliyetlerinde ortaya çıkıyor. Bir üst yönetici veya yetkili teşkilatı, kurumları ziyaret ederken genelde iyi olanı görmek istiyor ya da iyi olan gösterilmek üzere astları tarafından yönlendiriliyor.

Bir üst yönetici elbette iyi örnekleri görmek ve göstermek ister. Çalışmalarının karşılığını görmek ister. Ancak bu başarıyı yaygınlaştırabilmek; eksikleri, sorunlu noktaları, aksayan yönetici ve çalışanları görmek ile mümkündür. Yavaş kalanları hızlandırmak, yanlışları gösteren bir rehberlikle mümkündür.

Bilgi notları, brifingler, toplantılar, planlı ziyaretler... Bu kanaldan gösterilmek istenene dair bilgiler zaten üst yöneticiye akıyor. Üst yönetici, gösterilmeyeni de görebilmek noktasında kendi sistemini oluşturmalıdır. "Siz ne iş yaparsınız?" şeklinde hesap sorabilmek için "Anlatın bakalım, neler yapıyorsunuz?" diye aracısız sorabilmelidir. Her yönetici; etrafında kimseler olmadan, beraberinde gazeteci olmadan ve bir teftiş formatına sokmadan kurumlarını ziyaret edebilmelidir. Bu yapılabilseydi, işler bu noktaya gelmeyebilirdi.

Usul dedik; bir usulü hatırlatarak bitirelim:

Denetimin, uyarmanın ve cezalandırmanın da bir adabı ve usulü vardır. Üst yönetici, ziyaret ettiği kurumda birtakım eksiklikler ve ihmaller tespit ederse; aynı şehirde ise kendi makamına çağırarak, değil ise kurumun makam odasına çıkarak yöneticiyi uyarmalı, gerekiyorsa ona hesap sormalıdır. Bir yönetici, asla çalışanlarının ve kamuoyunun önünde uyarılmamalıdır.

12.01.2022

 

 

 

 

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft