İsmail Zorba

İsmail Zorba

SÖZÜN EŞİĞİNDEN
İsmail Zorba'nın ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Sırlı

Eklenme : 17.05.2022 00:00:00
Görüntülenme: 459

'Yoğurtçu Arif dayı da bir sabah Çekmeli köyünden kasabaya getirdiği yoğurtları dağıtmak için eşeği ile yol alırken Kınalılar çeşmesinde önüne çıkıvermiş. Arif dayıya bakmış uzun bir süre, sonra yere çömelmiş, elindeki değnekle bir yuvarlak çizmiş. "Bak, dünyaya. Bir yanda hancı, bir yanda yolcu. Hangimiz hancı, hangimiz yolcu?" demiş.'

Rüzgârlı bir sabahtı. Kış elini çekiyordu sokaklardan, caddelerden. Yağmurdan, kardan ve de soğuktan geriye sadece kuru ayazlar kalmıştı. Tahta sertliğinde bir soğuk tokatlıyordu tenha sokakta yürüyenleri.

Ekmek almak için çıkmıştım evden. Beşikli Cami'den Arasta'ya kıvrılan yollarda sadece gözlerim açık kalacak şekilde sımsıkı örtmüştüm başımı. Eldivenlerime rağmen ceplerimden hiç çıkarmıyordum ellerimi. Terzi Hasan'ın camekânından bir süre kendimi seyrettim.

Yaz çabucak gelseydi keşke diye geçirdim içimden. Bu sokaklarda ustamın getir götür işlerini yaparken ne de çok eğlenirdik. Özellikle Terzi Hasan'ın çırağı Mustafa ile.  Mustafa'ya "Şurruppp" diye seslendin mi kıpkırmızı olur, sonra bir süre "Şu, şu, şuuu, şuuurrrr" diye kekeler en sonunda ağza gelmedik küfürleri sıralardı. O, küfürleri sıralamaya başlamadan sıvışırdık yanından.

Bir de Kahveci Memiş'in çırağı Sarı Kafa Halil'i dilimizden düşürmezdik. Ustasının kahvede olmadığı zamanlarda Halil'e bizim uydurduğumuz sevgililerden aşk mektupları götürürdük. Zarfın içine koyduğumuz kâğıtları çıkarır. "Halil'im!."  diye başlayan içinde maniler, türküler, derste öğrendiğimiz güzel sözleri eklediğimiz mektupları okurduk. Halil, okuma yazma bilmediğinden hemen inanır, cevap yazdırmaya kalkardı. Biz de karşılığında çay, kahve, gazoz ne bulursak içerdik. Halil uydurma sevgiliden gelecek mektuplardan haber sorar, karşılığında gönlünden ne geçerse ısmarlardı.

Çıraklar dünyasında her şey bu kadar neşeli geçmese de yaz geldi mi bu sokaklar hayat bulurdu. Kışın birbirimize anlatacak ne kadar çok maceraya tanıklık ederdik.

Terzi Hasan'ın camekânının önünde bunları hayal ederken arkamda simsiyah başörtüsüyle bana bakmakta olan Sırlı Hatice'yi görmemle kalbim küt küt çarpmaya başladı. Hep böyle aniden çıkardı karşınıza.

Hiç kimseye zarar vermişliği yoktu Sırlı Hatice'nin. Ama aniden çıkıverince karşınıza, korku duygusundan bir gömlek yukarıda bir duyguyu yaşardınız. Sanki Azrail göründü gibi gelirdi. Onu ne zaman görsem bir ölüm haberi alacağım diye korkardım.

Söyleyenler var, ben tanıklık etmedim. Berber Hayri amca anlatırken duydum bir de Yoğurtçu Arif dayıdan.

Bir sabah Çıkıkçılar Hanı'nda önüne çıkıvermiş. "Sen hakirsin, sen hakirsin. Unutma sana uzak olan yakınındadır." demiş. Hayri amca dükkâna zor atmış kendini. İkindi vakti dünürünün acı haberini almış. Anlatırken gözlüklerinin üstünden bize bakar. "Sırlı'ya dikkat edin. O, habercidir." derdi.

Yoğurtçu Arif dayı da bir sabah Çekmeli köyünden kasabaya getirdiği yoğurtları dağıtmak için eşeği ile yol alırken Kınalılar çeşmesinde önüne çıkıvermiş. Arif dayıya bakmış uzun bir süre, sonra yere çömelmiş, elindeki değnekle bir yuvarlak çizmiş. "Bak, dünyaya. Bir yanda hancı, bir yanda yolcu. Hangimiz hancı, hangimiz yolcu?" demiş. Arif dayı söylenenler karşısında afallamış, bir şey diyememiş. "Köye vardığımda salası okunuyordu rahmetli teyzemin.", derdi. "Sırlı bu. Aman dikkat edin." derdi.

İşte o Sırlı, arkamda belirivermişti. Yaz kış hep giydiği simsiyah kıyafetleriyle karşımdaydı. Yanıma geldi, başımı okşadı. O an gözlerini gördüm. Masmaviydi gözleri. Ağlıyordu. Bana bakarken bile çok uzaklara bakıyordu aslında.  Sonra birden sımsıkı sarıldı bana. "Evlat emanettir. Emanetin sahibi istedi mi ne gelir elden?" dedi. Sonra kayboluverdi birden. Üşüdüğümü hissettim, bir an titredim. Bana sarıldığı an mersin kokusu duymuştum, bir de anne kokusu.

Eve gittiğimde kimseye anlatmadım yaşadıklarımı. Eğer birisine bu durumdan bahsedecek olursam bir sevdiğimi kaybederim korkusu vardı içimde. Sırlı bu, ben de sırrını tutarsam bizden uzak dururdu belki de.

Aradan ne zaman geçti bilmiyorum okullar tatil olunca ustamın yanında sipariş verilen camları verilen ölçülere göre kesime hazırlarken Mustafa  geldi. "Hüsnü Usta duydunuz mu? Sırlı Hatice evinde ölü bulunmuş. Uzun zamandır ses soluk çıkmayınca komşuları eve girmişler. Sırlı yatağında öylesine uyuyormuş. Ustam Sırlı'nın cenazesine ikindi vakti beraber gidelim." diyor.

Mustafa gittikten sonra ustam derin düşüncelere daldı. "Hey gidi Sırlı Hatice hey. Sen de dünya yolculuğunu tamamladın demek. Rabbim rahmetiyle muamele eylesin." dedi. Ustamın yanına yaklaştım. Sırlı Hatice ile karşılaştığımız o anı anlattım. Ustama "Sırlının sırrını tutmakla iyi etmiş miyim?" diye sordum.

Ustam: "Evlat her insanın bir sırrı vardır. Sırlı dediğimiz Hatice'nin senden benden farkı yoktu. O da bu dünyada bizler gibi bir yolcuydu. Bu dünya çilesi diğer yolculardan fazlaydı. Anlattıkların aslında sevdiklerine veda ettiğini , dünya çilesinin sona erdiğini gösteriyor." dedi.

Ustam da Sırlı gibi az ve öz konuşmuştu. Daha fazlasını öğrenmek istiyordum. Soramadım. Kimseye de sormadım. Ustamın dediği gibi, "Bu dünyada her insanın bir sırrı vardı.", olmalıydı da.

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft