İdris Koç

İdris Koç

BAY PROTOKOL
İdris Koç'un ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Sana Fikrini Soran Oldu Mu?

Eklenme : 7.07.2021 00:00:00
Görüntülenme: 531

Yönetici olmak, bilmeyi gerektirir. Ancak bu her şeyi bilmek, kimsenin aklına ve bilgisine ihtiyacı olmamak anlamına gelmez. Bunun içindir ki, üst yöneticilerin danışmanları, kurumların danışma organları vardır. Ancak alt kademe yöneticilere baktığımızda durum biraz farklılaşıyor. Alt kademe yöneticilere bir öneride bulunmak, fikir vermek ya da bir konuda hakkını aramak "hesap sormak" ve "haddi aşmak" olarak algılanıyor.

Böyle olunca da "Sana fikrini soran oldu mu?", "Sen bana akıl mı veriyorsun?", "Sen bana hesap mı soruyorsun?", "Sen işine bak, ben işimi bilirim." çıkışları ile karşılaşmak kaçınılmaz oluyor.

Oysa sosyal ve kurumsal ilişkilerde huzuru ve mutluluğu yakalamanın anahtarı alçakgönüllü olmaktan geçiyor. Makamı ve unvanı ile kibirlenen, büyüklük ve bilgiçlik taslayan, astlarını küçümseyen ve astlarının geleceğini iki dudağı arasında gören yöneticiler koca bir yanılgı içinde olduğunun farkında değiller.

Yusuf Has Hacib; "Memurların gönlü bir bahçeye benzer. O bahçenin yeşillenmesi, renk renk çiçek açması ve boy boy meyve vermesi için gerekli olan su, beylerin sözleri ve öğütleridir. Sürekli sulanan bahçeler daima yeşil ve güzel olur. Bey de iyi ve güzel sözlerle öğütlerde bulunursa memurların gönlü açılır, yüzü güler." diyor.

Yani çalışanlarıyla iletişimi koparmamak, zaman zaman başarılı çalışanlarını takdir etmek, yanlış yapanı ikaz etmek ve en önemlisi de çalışanların görüş ve önerilerine değer vermek başarılı bir yöneticinin özelliklerindendir.

Böyle bir kurum kültürü içerisinde yapılan övgü de ikaz da cezalandırma da çalışanlar üzerinde bir gevşemeye neden olmayacaktır. Bunun içindir ki, yatay ve dikey iletişim kanallarının açık olduğu, çalışanların duygu, düşünce ve önerilerinin önemsendiği bir yerde çalışmak ve oranın yöneticisi olmak büyük bir nimettir.

Diğer taraftan kurumsal ilişkilerde karar verme süreci, yalnızca isabetli kararlar alabilmek için değil, kurum kültürü ve çalışma barışı açısından da son derece önemlidir.

Kurumsal uygulamalara baktığımız zaman, kararların yöneticilerin yönetim tarzı doğrultusunda bireysel tutum ve tercihlere göre şekillendiğini görüyoruz. Kurumların çoğulcu bir yaklaşım yerine "Ben bilirim!" yaklaşımıyla kararlar aldığı, kurul ve komisyonların bir üye tarafından yapılan inceleme ve araştırma sonucuna göre yöneticinin iradesi yönünde karar aldığı sıkça görülen bir durumdur.

Oysa karar verme sürecinde; yönetici, otoritesini veya makamını kullanarak kendi isteği yönünde karar almayı dayatmak yerine katılımcı bir üslubu benimsemelidir. Kişilerin yetkinliklerine, deneyimlerine ve proje sahiplerinin görüşlerine saygı duymalı; ortak bir değerlendirme ile karar alınması için uygun ortamı hazırlamalıdır. İyi bir görüş veya uygulama karşısında kendi tercihini bırakarak onu benimseme olgunluğu gösterebilmeli; farklı görüş veya uygulamanın benimsenmesi durumunda kırgınlık veya kızgınlık göstermemelidir.

Konuya çalışanlar açısından bakıldığında ise koşulsuz itaat kültürünün etkisiyle katılımcı bir yaklaşımdan kaçınma durumu gözlemlenmektedir. Ast çalışanın; konforunun bozulması, konfor alanının daralması, var olan düzeninin bozulması tehlikesine karşı fikrini gizleyerek koşulsuz itaati tercih etmesi sıkça görülen bir durumdur.

Şahit olduğum bir olay, bu konforu koruma endişesinin yansıması olarak çok güzel bir örnektir. Bir toplantıya katılan şube müdürü, "Ben, Genel müdürün olduğu bir toplantıda kesinlikle görüşümü ifade etmem. Sadece amirim tarafından paylaşılan görüşe katıldığımı bildiririm." demişti. İşte bu tutum; konfor alanını geniş tutmak, bulunduğu pozisyondaki varlığını sürdürmek düşüncesinin, bu nedenle de fikir beyan etmeden, risk almadan, göze batmadan rutini devam ettirme düşüncesinin bir yansımasıydı. Oysa bu toplantı herkesin fikrini söylemesi, en güzel sonucun elde edilebilmesi için herkesin katkı vermesi gereken bir toplantıydı. Aksi durum ise "Körler sağırlar, birbirini ağırlar." mantığıyla yapılan ve "Genel Müdürüm, Allah sizi başımızdan eksik etmesin." dileğiyle biten toplantıdan başka bir şey olmazdı.

Yöneticilerin bu anlamda bir onaylanmaya ihtiyacı yoktur. Yöneticilerin böyle bir ilgi ve itaat gösterisine de ihtiyacı yoktur. Olmamalıdır. Yöneticilerin; karşılıklı bağımlılığın bilincinde olarak astlarının meslekî anlamda katkısına, sorunlardan üstlerini haberdar etmesine, yaklaşan kriz durumlarında erken uyarı sinyali vermesine ve çözüm üretmesine ihtiyacı vardır.

İşte bunun yolu da düşünmekten, söylemekten, fikrini rahatlıkla ifade edebilmekten ve gerektiğinde adım atmaktan geçmektedir. Çalışanlarına bu yolu açacak olan da yöneticidir.

Bir yönetici unutmamalı ki; astlarının veya yardımcılarının iyi fikir, proje ya da uygulamalarının olması, aynı zamanda kendisinin de başarısıdır. Bu durum aynı zamanda astlarının veya ortak kademe yöneticilerin iyi seçildiğinin ve kurumsal gelişimin bir göstergesidir. Dolayısıyla da yöneticinin başarısının bir göstergesidir. 

Yine unutulmamalı ki, ikramiye çeki her zaman üst yöneticinin adına yazılır.

07.07.2021

 

SONRAKİ yazı
{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft