Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz ve diğer yazarlarımızın gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Pandemili Günler Bitiyor Mu?

Eklenme : 29.06.2021 00:00:00
Görüntülenme: 668

Bazı okurlarımız, "Hocam sen tıpçı değil edebiyatçısın ama covid-19 ile ilgili yazılar da yazıyorsun. Bu ne demek oluyor?" diye soruyorlar.

Öyle her salataya maydanoz olduğumuz falan yok. Ayrıca yaşanan salgınla ilgili olarak tıbbî şeyler yazmıyoruz.

Mesela aşıların özelliği ile ilgili hiçbir şey yazmadım. RNA'dan tutun da neler neler okuduk, dinledik aşı konusunda ama tek kelime bile sarf etmedim bu konuda. Salgınla ilgili olarak yazdığımız, yaşadıklarımızdan çıkarılan sonuçlar ve tekliflerdir. Mesela 6 Nisan 2021 günü bu sütundan "Aşılama esnafa kaydırılmalıdır; çünkü piyasada parayı onlar döndürüyor. Salgın bir gün biter ama ekonomi çöktü mü zor toparlanır." minvalinde cümleler sarf etmişim. Bu cümleleri sarf etmek için tıpçı olmaya gerek yok ki. Bunun için tıp değil hayatı okumak lazımdır. (Nitekim hükûmet de benim yazımdan 5 hafta sonra aşılamayı esnafa kaydırdı.)

Dünya 18 aydır korona/covid -19 ile boğuşuyor. Bu boğuşma sadece ilaç ve aşı boğuşması değil ki. Meret tekil yaşanan bir olgu da değil; toplumsal bir olgu. O yüzden adı "pandemi"; yani "salgın". Eski dilde ve yerel ağızlarda buna "kıran" deniyor.

Virologlar (virüsbilimciler), farmakologlar, genetikçiler işin tıbbî boyutuyla uğraşadursunlar; biz sosyal boyutuyla uğraşacağız ki bütün dünya bir an önce bu salgından kurtulsun.

Türkiye olarak 11 Mart 2021 günü başlayan ilk dalgada ne olduğunu pek anlamadık. Temmuz başına kadar kapanmalar ve yarı rahatlamalarla idare ettik ve işin biraz da dalgasında idik. "Bize uğramaz." gözüyle bakıyorduk; hastalık ve ölüm haberleri hep uzaktan geldiği için işi matrağa vurmuştuk. Hem korona virüsünü yaz güneşi de yok edecekti. Ooooh!... Rahatlamış ve turizmi de sonuna kadar açmıştık. Her yerde bi rahatlama bi rahatlama!... Sanki virüs dünyadan defoldu gitti havasındaydık.

Sonra ne oldu?

Eylülden itibaren kazın ayağının hiç de öyle olmadığını gördük. Gün geçtikçe vak'a sayısı artıyor; ölümler de yükseliyordu. Artık ölüm haberleri kendi şehrimizden, kendi mahallemizden ve kendi sokağımızdan gelmeye başlamıştı. Güz bitip kışa girerken sert tedbirler almak mecburiyetinde kaldık. Ona rağmen vak'a ve ölüm sayılarında bir iyileşme olmadı.

Sonra Nisan sonu Mayıs başına geldik ve acı ilacı içmek zoru da kaldık: 17 günlük sıkı kapanma!...
Bunun da faydası görüldü. İnsanımız bu üçüncü dalgada biraz daha bilinç kazandı.

Son hafta (18-26 Haziran) itibariyle günlük vak'a sayısı 50-60 arasına; günlük vak'a sayısı da 5 bin civarına geriledi. İnşallah sıfırlanıncaya kadar tedbirlere sıkı sıkı uymaya devam ederiz. Özellikle son bahar ve kış aylarında yaşanan ölümlü vak'aların komşu kapımıza kadar gelmesi insanlara "Dur!... Noluyoruz?" dedirtti. İşte bu nokta çok önemlidir!... Bu bir bilin hâlinin başlangıcıdır

Yaz aylarında bütün dünyada salgının gerileme ihtimali çok yüksek. Aşı uygulaması da yaygınlaşınca bütün dünyanın iyiye gitmesi beklenir amaaa!...

İşin "ama"sı var işte!...

Meret virüs ikide bir mutaston geçirip yeni şekiller alıyor. İşte en son Avustralya'da görülen beta mutasyonu!... Gene acı reçeteye döndürdü oraları. Neredeyse tam kapanma olacak kocaman kıt'ada. Değişik coğrafyalarda değişik mutasyonlar. Yeniden başlayan tedirgin günler.

Aşısıyla, vak'a sayısıyla, tedbirleriyle, mutasyonuyla bir acı yaşıyoruz. Gönül ister ki alınan tedbirlere herkes uysun ve şu beladan bir an önce kurtulalım. Tabii "kurtulalım" demekle olmuyor. Bu salgın, adı üstünde "salgın". Tekil yaşanmıyor; toplumsal yaşanıyor. Kurallara kendi uyduğumuz kadar etrafımızı da uyma konusunda hassas davranmaya teşvik etmemiz lazım.  Yoksa yazın sonu salgın kışı olabilir.

Aman dikkat!... "Temizlik, maske, mesafe" çok önemli. Dikkat edilmezse okullar açılmaz, esnaf biter, ekonomi çöker!...

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft