Orman kanunu değil, ormanı koruma kanunu istiyoruz

Orman kanunu değil, ormanı koruma kanunu istiyoruz
Eklenme : 17.12.2021 14:10:00
Görüntülenme: 1230


6831 sayılı Orman Kanunu'nda yapılan değişikliklerle tepkiler devam ediyor. Muğla'da KESK,  Tarım Orkam -Sen, Menteşe Kent Konseyi, MUÇEP Menteşe Meclisi kanunda yapılan değişikliği ortak olarak gerçekleştirdikleri basın açıklamasıyla tepki gösterdiler.

Kadir Tamer

Muğla'nın Menteşe İlçesi'nde bulunan Sınırsızlık Meydanında toplanan grup adına basın açıklamasını Bahadır Tamer gerçekleştirdi.

Dünyanın birbiriyle bağlantılı iki boyutlu tarihi bir krizle karşı karşıya kaldığına dikkati çeken Tamer, "Bir yüzüyle ekonomik krizlerin sebebi aşırı sermaye birikiminin aracı olan sömürü, diğer yüzüyle o sömürünün sonucunda insanın çevre üzerindeki etkilerinin artması ve doğal sınırların aşılmasıyla ortaya çıkan iklim değişikliği, canlı türlerinin yok olması, azot ve fosfor döngülerindeki bozulmalar, temiz su kaynaklarının kirlenmesi şeklinde ortaya çıkan ekolojik krizdir. Bütün bunlara rağmen küresel ekolojik krizin temel nedeni olan kapitalizm görmezden gelinerek, sadece sonuçlara odaklanan bir söylem üzerinden hareket edilmektedir. Kapitalizmin azgın kar ve sömürü hırsı insanların doğal yaşamla bağını kopartıp, üreten ve ekolojiyi koruyan özneler olmaktan çıkmalarına ve sadece tüketici olmalarına yol açmaktadır. Böylece üretimle ve doğal yaşam alanlarıyla bağı kopan insan, her şeye olduğu gibi doğaya da sadece bir tüketim nesnesi ve salt ihtiyaçlarını karşılayacak bir araç olarak yaklaşmaktadır. Bunun sonucunda, binyıllardır doğayla girdiği etkileşim sonucu bir anlamda koruyucu niteliğe sahip olan insan aynı doğa karşısında bir yok ediciye dönüşmektedir. Bu durum kapitalizme meşruiyet sağlarken aynı zamanda da ekolojik krizde kapitalizmin suçunu gizlemek için bütün insanlığın suçlandığı bir zemin yaratarak sermayeyi gözden uzak tutmaktadır" dedi.

Tamer açıklamasına şöyle devam etti:

"Küresel büyük sermayenin dünyamızda günümüze kadar yaptığı ekolojik ve toplumsal tahribat, ülkemizde de iktidarlar eliyle hız kesmeden devam etmektedir. Büyük sermayenin sonu gelmeyen kar hırsı için ardı ardına çıkarılan yasalarla ormanlarımız ve tüm doğal kaynaklarımız yok edilmektedir. 30 Kasım 2021 tarihli ve 31675 sayılı Resmi Gazete'de, 6831 Sayılı Orman Kanunu'nun 17/3 ve 18'inci Maddelerinin Uygulanması İle İlişkili Yönetmelikler yayınlandı. Anayasamızın 11.Maddesi'nde "Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz." çıkarılan kanun ve yönetmenliklerin Anayasaya aykırı olamayacağı ve Anayasaya herkesin uymak zorunda olduğu kesin bir dille belirtilmiştir. Anayasa'nın 169'uncu maddesi orman alanlarının ormancılık dışı uygulamalara tahsisi ile ilgili en üst hukuk normudur. Söz konusu maddenin konuyla ilgili 2'inci fıkrası şu şekildedir: "Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz." 7 Ocak 2021 tarihinde Orman Kanununun Ek 16. Maddesi kapsamında Orman Sınırları Dışına Çıkarma İşlemlerine İlişkin Yönetmelik ve 30 Kasım 2021 tarihinde Orman Kanununun 17/3 ve 18'inci Maddelerinin Uygulanması İle İlişkili Yönetmelikler resmi gazetede yayınlandı. Bu yönetmelikler neden önemli? İşte Türkiye kamuoyunu da burası ilgilendiriyor! Son 9 yılda orman alanlarında yaklaşık 50 bin işletmenin kurulmasına izin verilmiş ve bu izinlerle yaklaşık 340 bin hektarlık orman alanının ormancılık dışı kullanıma tahsisi gerçekleşmiştir. Yani bu alanlar resmi kayıtlarda orman olarak görünmeye devam ederken fiiliyatta orman vasfını yitirmiştir. 1956 yılından bu yana verilen bütün izinlerin miktarının yaklaşık olarak 750 bin hektardan biraz az olduğu düşünüldüğünde, bu izinlerin neredeyse yarısının son dokuz yılda verilmiş olduğu görülmektedir. Bu da hem son yıllarda yapılan yasal değişikliklerin hem de ormancılık örgütü üzerinde oluşturulmuş ağır siyasal baskıların açık sonucudur. Son 19 yılda 10 defa Orman Kanunu'nda değişiklik yapılmıştır. Bu düzenlemelerle orman alanlarından ormancılık dışı amaçlarla yararlanma, deyim yerindeyse olağanlaşmıştır. Bu sayede en küçük bir ekonomik getiri için bile ormanlar rahatlıkla ranta kurban edilmektedir. Ormanlarımız şantiye alanı haline getirilirken, neredeyse ülkenin her yerinde yok edilen ormanların yerlerine taş ve mermer ocakları, RES'ler, JES'ler, HES'ler, maden sahaları, yollar, güvenlik barajları ve turistik tesisler karşımıza çıkmaktadır. 17/3 ve 18. Maddeler çerçevesinde çıkarılan yönetmelikler de esas itibariyle orman alanlarının çıkar çevrelerinin önündeki engeli aşmanın yolu olarak kullanılıyor. Bu engel aşılırken de kamu yararı kelimesinin arkasına sığınılıyor. Menfaatçi ve rantçı bir bakış açısı ile belirledikleri işleri ya da projeleri bu talan politikalarıyla hayata geçiriyorlar. Oysa niceliksel ve niteliksel olarak aynı zamanda ekolojik açıdan sürdürülebilirliği olmayan hiçbir proje, hiçbir iş, hiçbir yapı kamu yararı oluşturmaz. Anayasa'nın, Devlet ormanlarında, gerçek ve tüzel kişilere irtifak hakkı tesis edilebilmesi için öngördüğü kamu yararı; yerine getirilmek istenen kamu hizmetinin üstün bir kamu yararına dayanmasını ve bunun yerine getirilebilmesi için de Devlet ormanlarına ait alanların kullanılmasının zorunlu bulunmasını gerekli kılmaktadır. Ancak, bu durumunda kamu yararının varlığından söz edilerek Devlet ormanlarında irtifak hakkı tesis edilebilecektir. Böylece, her kamu yararı üstün bir kamu yararı olarak kabul edilemeyecek ve üstün kamu yararı taşıdığı kabul edilen hizmetin, orman ekosistemi dışında gerçekleştirilmesinin imkânsız olması da mutlak surette aranması gerekmektedir. Esas suçlu; doğayı, sermaye ve pazar ürünü nesnesi haline getiren sistemdir. Doğa ve insanı kontrolüne alarak yaşam akışının önüne set çeken sistemin gerçekliği bilinmektedir. Söz konusu değişiklik, yıllardır alıştırılmaya çalışıldığımız, sermayenin arazi ihtiyacının kamu arazilerinin bedelsiz arsa olarak görülen orman alanları ile karşılanması ve ormanların sadece bir rant kaynağı olarak görülmesi anlayışının uzantısından başka bir şey değildir. Bu anlayış karşısında her türlü fiili, meşru mücadele hakkımızı kullanarak, halkın olanın halk tarafından yönetilmesi anlayışımızla bu yönetmelikleri yargıya taşıyacağımızı ve ekolojik yaşam hakkı mücadelemizden vazgeçmeyeceğimizi açık ve net bir şekilde beyan ederiz."

 

YORUMLAR
{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

Powered by BilgiSoft