Hüseyin Nizamoğlu

Hüseyin Nizamoğlu

NERDE KALMIŞTIK
HüseyinNizamoğlu ve diğer yazarlarımızın gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Nerde Kalmıştık Köşemizden

Eklenme : 2.06.2022 00:00:00
Görüntülenme: 440

Özden Akgüç yazdı.

Mayıs ayı

Mayıs ayı birçok hayati olayı bünyesinde barındırıyor.

1 Mayıs günü dünyada emekçiler günü olarak kutlanıyor.

6 Mayıs Hıdırellez günü olarak kutlanıyor.

14 Mayıs 1950 günü ülkemizde ilk demokratik seçimlerin yapıldığı gün.

19 Mayıs 1919 günü Mustafa Kemal Paşa ülkenizi düşman işgalinden kurtarmak üzere Samsun'a ayak bastığı gün.

Bu gün aynı zamanda Yunanistan'da Pontus Rumlarının soykırıma uğradığı ilk gün olarak anılıyor.

27 Mayıs 1960 günü Türkiye Cumhuriyetinde gerçekleştirilen ilk askeri darbe günüdür.

29 Mayıs 1453 günü de Konstantinapolis kent devletinin fetih edildiği gündür.

Ben, bu önemli günlerden 27 Mayıs 1960 tarihinde İstanbul'da YTÜ ikinci sınıf öğrencisi idim.

Yazacaklarım, yaşayarak öğrendiğim bilgilerdir.

1960 yılının Nisan ayında İstanbul ve Ankara'da üniversite öğrencilerinin başkaldırmaları ile üniversiteler tatil edildi, yurtlar kapatıldı.

Bizlerden evlerimize dönmemiz ve gitmemiz, istendi.

Ben de memleketim olan Muğla'ya döndüm.

Babam, beni karşısında görünce, "Senin ne işin var Muğla'da ?", diye tepki gösterdi.

Ben de "Okulların ve yurtların kapatıldığını, polisin öğrencileri öldürdüğünü ve cesetlerin Et Balık Kurumuna gönderilip, sucuk yapıldığının söylendiğini" babama anlattım.

Babam, beni dinledikten sonra, "Oğlum bir insan bir insanı öldürebilir, bunu anlıyorum ama bir insan öldürdüğü insanı sucuk yapar mı? Gözlerinle gördün mü?", diye sordu.

Ben de görmedim ancak okuldaki hocalar böyle söylüyor deyince babam "Sen bu yalana nasıl inanırsın? Olmaz öyle şey" diye tepki verdi.

Sucuk olayını bize, soyadı ÇAKAL olan hocamız söylemişti.

Bu hocamız da Tasarı Geometri derslerine giriyordu.

Muğla'da her gün radyoyu dikkatlice dinliyor, günlük gazeteleri okuyorduk.

27 Mayıs günü sabahleyin babam "Oğlum hemen radyoyu aç" diye beni uyandırdı.

Radyo, misafir odasında idi, ben de orada uyuyordum.

Radyoyu açtık, davudi sesli bir kişi "Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koymuştur. Silahlı kuvvetler duruma hakimdir, Türk silahlı kuvvetleri NATO ve Senatoya sadıktır" diyordu.

Sonra yanlışını düzeltti ve "Türk silahlı kuvvetleri NATO ve CENTO'ya sadıktır" dedi.

Babam bu anonsu duyunca "Ah benim şanssız ülkem, ordumuz kendi hükümetine sadık değilmiş, ama NATO ve CENTO'ya sadıkmış" diye söylendi.

Hepimiz şaşkın idik, elimizde bugünkü gibi telefon olmadığı için kimse ile haberleşemiyorduk ve tek haber kaynağımız radyomuz idi.

O günkü Türkiye'de, Ankara ve İstanbul radyolarını ele geçiren güç, Türkiye'yi ele geçirmiş gibi oluyordu.

Saat 9'.00'a doğru evimizin önünde davul çalınmaya başladı.

Pencereden baktık, bu neyin nesi diye.

Topalların Yılmaz'ı elinde davulu ile Sekibaşı sokağında bayram yapıyordu.

Annem Topallar sülalesinin ne denli güçlü bir aile olduğunu bildiği için babama, "Aman Kemal bulaşma bu işe" diye adeta yalvarıyordu.

Bir hafta sonra radyodan okulların açıldığını öğrendik.

İstanbul'a okuluma geri döndüm.

Bütün hocalarımız, öğrenciler ve sınıf arkadaşlarım adeta bayram ediyorlardı.

Şişli'de oturan halamlara uğradım, halamlar da hayatlarından memnun idiler.

İstanbul halkı da memnun idi.

O günler, Ramazan Bayramına denk gelmişti.

Halamlara Melek hanım da gelmişti, Melek hanım da hayatından memnu idi, elini öptük kuzenim ile bana büyük büyük bahşişler verdi.

Melek hanım Erol Simavi'nin annesi idi ve halamın iyi arkadaşı idi.

Kendi kendime "Yahu oğlum, milletin tek akıllısı sen misin? Herkes hayatından memnun, sana ne oluyor?" diye düşünmeye başladım.

Tanıdığım ve konuştuğum herkes, Menderes hükümetinin hırsız olduğunu, ülkeyi sattığını söylüyorlardı.

Olup biteni gözümle görmeliydim, kulağım ile duymalıydım.

Melek hanımın yardımı ile Yassıada mahkemelerini izlemek için adaya gittim.

Yargılanan Adnan Menderes ve arkadaşlarının ihanetlerini duymak, görmek istiyordum.

Bu kadar insan yanılmış olamazdı.

İki defa Fenerbahçe ve Paşabahçe vapurları ile Yassıada'ya gittim.

Bir seferinde Afgan Kralı, Cumhurbaşkanı Celal Bayar'a kaliteli bir Afgan köpeği hediye etmiş.

Bayar da bu köpeği satarak köyüne bir çeşme. yaptırmış.

Yassıada Hakimi Salim Başol Cumhurbaşkanı Bayar'a "Sen nasıl bu köpeği satarsın da köyüne çeşme yaptırırsın ?" diye azalıyordu.

Bir seferinde de Başbakan Menderes'in kasasından çıkan kadın külotunu ve özel hayatını gündeme getiriyor, Menderes'ten bunların hesabını soruyordu.

Hırsızlık, haksız kazanç ve ülkeyi satma gibi konular gündemde değildi.

Sonradan öğreniyoruz ki, 27 Mayıs darbesi ABD derin devletinin bir işi imiş.

Ama İstanbul basını özellikle bu gerçeği gizliyordu...

Bu olay ile basının ne kadar önemli olduğunu öğreniyordum.

27 Mayıs darbesi Atatürk adına yapılıyordu ama Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin temel taşı olan 1924 Anayasası çöpe atılıyor, ABD'nin istediği şekilde 1962 yılında yeni bir Anayasa yapılıyordu.

Kimse de bu detayı gündeme getirmiyordu.

İşin komik yani, Yassıada'daki mahkeme Menderes hükümetinin 1924 anayasasını ihlal ile suçlanması idi.

Halbuki 1924 Anayasası toptan iptal edilerek yok hükmünde kabul ediliyordu.

Daha sonraki yıllarda ABD, hızını alamıyor 1971 yılında, 1980 yılında tekrar tekrar askerlere darbeler yaptırarak Türkiye'nin önünü kesmeye çalışacaktı.

1997 yılında ise, bu kez sivil bürokrasiye darbe yaptırdılar.

Darbeler dönemini ancak, 15 Temmuz 2016 günü gerçekleşen halk direnişi ile bir son verebildik.

ABD derin devleti, Müslüman Türkiye'nin İstanbul ve Anadolu'da var olmasını hiç bir zaman içine sindiremedi ve hâlâ da sindiremiyor.

ABD, 2022 yılında bile bu istek ve arzusundan bir taviz vermişe benzemiyor.

Osmanlı topraklarından göç eden Rumlar, Ermeniler, Yahudiler ABD'de lobiler kurarak ABD yönetimini etkileyerek, ülkemize kin kusmaya devam ediyorlar.

Bu ekiplere de içimizde yaşayan kripto Türkler maalesef yardım ediyorlar.

Işın aslı fesli budur.

Daima uyanık ve güçlü olmaktan başka bir çıkış kapımız yok maalesef.

Allah, bu millete bir daha darbe yüzü göstermesin.

İnsanoğlu, hâlâ demokrasiden daha iyi bir yönetim biçimini bulamadı.

Demokrasimize sahip çıkalım ve darbelerden bir şeyler bekleyen kişi ve partilerden uzak duralım.

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft