Hayati Nizamoğlu

Hayati Nizamoğlu

GÜNDEM
Hayati Nizamoğlu ve diğer yazarlarımızın gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Kimse Aslını İnkâr Etmesin

Eklenme : 26.11.2020 00:00:00
Görüntülenme: 1167

Türk boyları içinden âlimler çıkarmış, eşsiz kumandanlar çıkarmış bir millettir. İslamiyet'ten başka hiçbir dine tabi olmamıştır. Türklüğün doğuş yerleri olan Orta Asya'dan, batıya doğru akın eden Türkler, her gittiği yerlerde inançlarını, adalet ölçülerini, liderlik vasıflarını ve örflerini de beraber götürmüşlerdir. Bu akınlarda ciddi bir savaş hali olarak, Malazgirt Meydan Savaşı adeta milat olmaya devam etmektedir. Büyük hakan Alp Aslan, haçlılarla karşı, İslam ve Türk varlığını dünyaya kabul ettirmiştir. Bu büyük zafer sonrası Anadolu'ya yayılan ve küçük beyliklere bölünen Türkler, her bölümde ünlü din âlimlerini de eğitim için büyük yetki ve imkânlar vermişlerdir. Bunlardan; Mevlana, Şeyh Edebali, Hacı Bayram Veli, Ak Şemsettin, Said'i Nursi, Süleyman Turan Efendi gibi din âlimleri büyük saygı görmektedir. Bu alimlerden Şeyh Edebali, Osmanlı devletinin kurucusu Osman Bey'e kayın baba olmuştur. Osmanlı Beyliği kurulurken, Şeyh Edebali'nin, Osman Bey'e yaptığı nasihat, bir anayasa gibi tatbik edilerek, hakanlık haline gelinmiştir.

Bütün dünyadaki Müslümanların Halifesi Osmanlı hakanı olmuş ve Birinci Cihan Savaşı sonu, hatta Cumhuriyet'in ilanının da bile Halifelik devam etmiştir. Yeni dönem meclisi bizzat Halifeliği ret etmiştir. Bugün Hristiyanların özellikle koruduğu büyük yetkiler verdiği, hatta önemli bütçesi olan ruhani lider Papa için laik anlayış çalışmıyor. Onlar kendi dinlerinden korkmuyorlar. Hatta Hristiyan demokrat veya Hristiyan milliyetçi gibi isimler gayet normal karşılanıyor. Devlette görev alan büyükler kilise de İncil üzerine el koyarak yemin ediyorlar.

Biz de bazı zamanlarda bir kaymakamın bile camiye gitmesi görevinin sonu olmuştur. Son Ecevit ve sözde sağcı ortakları zamanında bu konuda tamimler yayınlanmıştı. İrtica olduğunu bildirerek, bu gibi hareketlerin önlenmesi için idareciler yetkili kılınmıştır.

Neticede devlet memurları korkudan camilerde görünmez hale gelmişlerdi. Bu neden böyle oldu diye her zaman düşünüyorum ve tarihimizi araştırmaya önem veriyorum.

Bana göre; 1800'lü yıllarda sanayide Avrupa ilerlemiş bizde onlara pazar olmuşuz. Zamanla borç almaya da başlamışız. Bu hale düşülmesine sebep olan yalnız saray değildir. Bürokrasi de rüşvet ve servet yarışı başlamış. Askerler içine fitne girmiş, belirli aralıklarla askerler yönetimden bazılarının kellesini istemeye ve başarılı da olmaya başlanmış. Zaman gelmiş siyasiler, askerlere yön vererek, hakanları görevden almışlar. Bu acı tablo ile birlikte borç alınan Avrupa'nın bazı isteklerine boyun eğilmiştir. Bu cümleden olarak, 1800'lü yıllarda yabancılar bizim ülkemizde kolejler açmışlar. Bu okullarda okuyanların yönetime karşı isyankâr olduğunu görüyoruz. Bu okulların gayri Müslimler tarafından rağbet gördüğü biliniyor.

Bizden de Avrupa'da okuma veya staj adı altında talebelerin, Avrupa'ya gitmeleri sağlanmıştır. Özellikle bizde subay çıktıktan sonra Avrupa'ya staja giden Enver Paşa Almanya, Talât ve Cemal Paşalar Fransa'ya gitmişler ve oradan mason olarak dönmüşlerdir.

1878'de Ruslarla yapılan savaşın sorumlusu, devletin ön saflarındaki mevkilerde iken hep yanlışlar yaparak Sultan Abdül Hamit gününe kadar gelebilen Mithat Paşa, Sultan Apdül Aziz'in katlinde bile var. Sultan Abdül Hamit'i yıkanlar asker ve Avrupa'da okumuşlar, orada mason olmuşlar. Orduyu ele geçirince, askerlerin dini görgülerini yasak getirmişler. Asker cenüp olmaz, asker oruç tutmaz gibi uygulamalar görülmüştür. Sultan Hamit Han'ı yıkanlar İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri olan Enver, Talat ve Cemal Paşa ve Balkanlardan toplanan Çingene, Rum, Yahudi askerlerin İstanbul civarında tutulması ile halkı gözdağı vermeler. Müslümanlara baskı yapmalar devam etmiştir. İttihatçı paşaların getirdiği rejim ile yüzbaşıdan büyük rütbelilerin yetkileri yüzbaşı rütbelilere verilmiştir. Çok önemli tarihi bir olay var. Mason locasına kayıt emrine tek başına Yüzbaşı Mustafa Kemal ret etmiştir.

En büyük tenkidi onların kongresinde Mustafa Kemal yapmıştır. Buna rağmen, Mustafa Kemal'i, İstanbul civarında tutmuşlardır. Tarihçi Yılmaz Öztuna'ya göre, şayet Mustafa Kemal'i Yemen gibi uzakta olan orduya gönderselerdi, Atatürk olamazdı, diye yazdı. Kısaca olayları hatırladıktan sonra, Çanakkale zaferimizle yeniden toparlanma ama nasıl? İşte burada Türk olmak ve Müslüman olmak ön safa geçmiştir. Atatürk, Çanakkale'de süngü savaşını anlatırken, 15'er kişilik guruplar Allah Allah diyerek siperin arkasına gidiyor geri gelmiyor. Tekrar gidecek gurup kendini hazırlıyor adeta ölüme kendisi gidiyor ve onlarda geri gelmiyor. Yenisi hazırdır, o gurup da gidiyor oda geri gelmiyor. Atatürk diyor ki; Bu ne hikmet yarabbi. Ölüme, şehadete gönüllü giden asalet ve inanç! Bu asalet dünyada başka hiçbir millet de yok. Bu imanla Müslüman hakan, Vahdettin ile Mustafa Kemal ve yeniden oluşturulan bir ekip subaylar Anadolu'daki Müslüman halkı yönlendiriyorlar.

Elbette Osmanlı hakanlığının devamıyız. Bunu hepimiz, aynı yürekle neden söyleyemiyoruz? Bu konu umarım yakın zamanda çok açık şekilde anayasaya dahi yazılır. Atatürk mason değildi. Menderes'te, Turgut Özal'da mason değildi. Atatürk 13 yıl mumyalanmış vaziyette müzede kaldı. Bir yıl içinde Anıtkabir inşaatını 1951 'de Menderes bitirdi ve şanlı şerefli toprağına kavuştu.

Menderes gibi bir dehanın kabrini 23 yıl sonra Turgut Özal getirdi, Anıt mezara konuldu. Turgut Özal'ın ölümü hala şüpheli ölüm olmaya devanı ediyor. Merhum için anıt mezarını, ordunun teşviki ile Mesut Yılmaz hükümeti yapmıştır. Diyorum ki, bizim tarihimizde utanacağımız bir yönetim yok. İdarenin sokaklara dökülmesi var. Asil olan bu millet yeniden toparlanmasını hep bilmiştir. Tarihimize göre bugün de toparlanma dönemindeyiz.

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft