İdris Koç

İdris Koç

BAY PROTOKOL
İdris Koç'un ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

İnsanı Kaybediyoruz!

Eklenme : 1.12.2021 00:00:00
Görüntülenme: 457

Ziya Gökalp; medeniyeti, "müteaddit milletlerin müşterek malı" olarak tanımlıyor. Buna göre müteaddit milletler müşterek bir hayat yaşayarak bir medeniyeti vücuda getirmektedir. Dolayısıyla da her medeniyet beynelmileldir. Diğer taraftan bir araya gelen müteaddit milletlerin oluşturduğu medeniyetin içinde bulunduğu her millete göre aldığı hususi bir şekil vardır. Buna da "hars" denir.

Medeniyet beynelmilel, hars millidir. Medeniyet başka bir millete geçebilir ama hars geçemez. Bir millet medeniyetini değiştirebilir ama harsını değiştiremez. Medeniyet usul ve akıl kaideleri ile yapılır. Hars ise ilham ve hads vasıtaları ile yapılır. Medeniyet iktisadi, dini, hukuki ve ahlaki fikirlerin mecmuudur, hars ise dini, ahlaki ve bedii duyguların mecmudur.

Bu medeniyet ve hars ayrımını okuduktan sonra aklıma deli sorular geldi. Biliyorsunuz yazılarımda soru sormayı, sorgulayan cümleler kurmayı seviyorum. Ziya Gökalp'in temellendirdiği bu medeniyet-hars ayrımı beni günümüz siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamına, anlayışına, iş yapma biçimine, yönetme tarzına dair sorgulamalara yöneltti.

Ülkemiz 1980 sonrası Turgut Özal'ın başbakanlığı ile bir kabuk kırılması yaşadı. İçinde bulunduğu Batı medeniyetine uyum açısından önemli adımlar atıldı. Ancak her gelişim ve büyüme ile birlikte kaçınılmaz olarak ortaya çıkan yozlaşmanın da önüne geçemedi. Medeniyet gelirken hars geriledi.

Ülkemiz ikinci hamlesini ise 2000'li yıllar ile birlikte yaptı. Altyapı sorunlarının çözülmesi ile başlayan, sağlık sisteminin geliştirilmesi, ekonomik hamleler, siyasal ve bürokratik yapının değiştirilmesi ve savunma sanayiindeki hamleler ile devam eden bir gelişim süreci yaşandı. Her alanda dışa bağımlılık azaldı. İhtiyaçların milli kaynaklar ile karşılanması, sorunların milli müdahaleler ile çözülmesi, gelişimin milli adımlar ile sağlanması konusunda önemli bir yol alındı. Yani kısaca medeniyet unsurları açısından önemli gelişmeler sağlandı.

Ne var ki her konuda milli bir politika ile yol almaya çalışan Türkiye, bir diğer milli varlığı ve değeri olan "hars" konusunda yaya kaldı. Teknolojik, bilimsel, iktisadi, hukuki, fikri olarak büyüyen Türkiye; estetikten, ahlakî, dinî değer ve duygulardan uzaklaştı. 1980'ler ile birlikte yaşanan yozlaşma bir diğer boyutu ile 2000'li yıllarla birlikte tekrar yaşanmaya başlandı.

30 yıl ara ile yaşanan bu değişimin birbirinden farkı; bu gelişimden istifade eden toplumsal kesimin farklılığı idi. 1980'lerde iktidara yakın bir sosyal, siyasi kesimin etkinliği söz konusu iken 2000'ler ile birlikte iktidara yakınmış gibi görünen bir kesimin varlığı söz konusu oldu. Dolayısıyla da medeni unsurlar açısından yaşanan bu iki atılımın farkı da burada ortaya çıktı.

İkinci fark ise gelişimin boyutuyla orantılı olarak, yozlaşmanın toplumun daha geniş bir kısmına yayılmasıydı. Dış baskılara direndikçe, içeride ülkemizi medeni ülkeler düzeyine taşıyacak adımlar atıldıkça, projeler hayata geçirildikçe toplumsal kutuplaşmalar ve çatışmalar daha da arttı. Elbette bu çatışma ve kutuplaşmayı yalnızca yaşanan toplumsal yozlaşmaya bağlamak doğru olmaz. Örneğin belirli alanlarda dışa bağımlılığın azalması ve bundan rahatsız olan güçlerin müdahaleleri hâlâ siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda devam etmektedir.

Ancak şunu görebilmek lazım ki; toplumun medeniyet seviyesini ortaya koyan alanlarda yapılan hamleler, hayata geçirilen projeler, toplumu oluşturan bireylerin duygu ve değerlerini de yükseltmeyi ihmal ettiğimiz zaman hiçbir önem ifade etmiyor.

Dünya savaş ve savunma sanayinin zihnini allak bullak eden savaş aletlerinin tasarlayan üreten bir mühendisin aile bütünlüğünü koruyamaz isek yaptığımız işin çok da bir önemi yok.

Üniversitede dünya çapında bilimsel araştırmalar yapan bir akademisyenin meslektaşları ile kavga etmesini önleyemiyor isek bu bilimin bize bir faydası yok.

Ülkenin her bir şehrine fakülte, yüksekokul yapıp bütün gençlerimizi diploma sahibi yaptıktan sonra, bu gençlere Devlet kapısında iş beklemekten başka bir şey öğretemiyorsak açtığımızın okulların bir faydası yok.

Dev fabrikalarda ürettiği ürünleri ülkenin ve dünyanın dört bir yanına pazarlayan üreticinin gramaj hilesi ile vatandaşlarını kandırmasının önüne geçemiyor isek milli üretimin bize bir faydası yok.

Lüks konutlar üretip satarken, buralarda yaşayan insanların karşı komşuları ile tanışmasını sağlayamıyor isek yaptığımız işin bir önemi yok.

İnsanı kaybediyoruz.

İnsanı kaybedersek, geri kalan hiçbir şeyin önemi yok.

01.12.2021

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft