İdris Koç

İdris Koç

BAY PROTOKOL
İdris Koç'un ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Her İnsan Bir Kapıdır

Eklenme : 31.03.2021 00:00:00
Görüntülenme: 574

İnsanız, garip alışkanlıklarımız ve anlamsız düşüncelerimiz var. Örneğin; ne kadar çok şeye sahipsek o kadar cimriyiz. Ne kadar az şey biliyorsak o kadar bilgiç oluyoruz. Birçok davranışımızın altında, sahip olduğumuz şeyleri kaybetme korkusu var. 

İşler yolunda gitmeyince de kalp kırıklıkları, gönül yorgunlukları başlıyor. Bunu, kavgalar ve kayıplar takip ediyor. Ardından öfke nöbetleri, ayrılıklar ve cinnetler...

Peki; Leyla ile Mecnun'u yaya bırakan aşklar, "Sensiz yaşayamam!" itirafları, sosyal medyada paylaşılan mutluluk resimleri ve onca güzel şeyden sonra nasıl oluyor da bu noktaya geliveriyoruz?

"Cennetim olur musun?"lu sürpriz evlilik teklifleri, görkemli nişan ve düğün merasimleri, dillere destan balayı ve evlerin süsü çocuklardan sonra nasıl oluyor da cennete giden yollar cehenneme dönüveriyor?

Ya olaylı boşanmalar, intiharlar, öldürmeler; hatta katliamlar.  Gazetelerin ikinci sayfaları ve ana haber bültenlerinin önemli bir kısmını dolduran aile içi şiddet haberleri hangi aşkın cinnet hali?

Aile ilişkileri ile buna bağlı yaşanan sorunları bir nedene bağlamak ve tek taraflı bir yaklaşımla çözmek mümkün değil. Sosyal, kültürel, ekonomik ve psikolojik birçok nedene bağlı olarak şekillenen aile sorunlarına bakıldığında, hiç de iç açıcı olmayan bir tabloyla karşılaşıyoruz. TÜİK verilerine göre, 2020 yılında 487 bin çift evlenirken boşanan çift sayısı 135 bin.

Bu manzaraya ve her gün içimizi acıtan haberlere bakınca şu sorular aklıma geliyor:

Çaldığımız her kapı açılmak zorunda mı? Ya da açık olan her kapıdan içeri girmek zorunda mıyız?

Açılan kapıdan girdiğimiz her gönülde yaşam boyunca konaklamak mı gerekiyor? Kapıdan girdikten sonra çıkmak mümkün değil mi? "Ya benimsin, ya kara toprağın..." alternatifsizliğine esir miyiz?

Ya da açılan kapıyı yüzümüze neden kapattırırız? Girdiğimiz kapıdan dışarı atılmak için gösterdiğimiz çabayı oranın sakini olmak için neden gösteremeyiz?

Hani insan özgürdü ve sadece özgür kararlar verebildiği takdirde kendisi olabilirdi. Neden kendimizi bu kadar kolay kaybederiz?

Karşımızdaki kapı, yani muhatabın kalbi açık değilse açılmaya gönlü yoksa zorlamanın anlamı var mı? Açılmayan kapıyı kırarak girmeye çalışmak akıllıca bir şey mi? Daha da önemlisi, her kapı senin eğlenmen için mi? Elli yaşına gelmiş bir insanın, kendisine karşılık vermediği gerekçesiyle hayvanlaşmasının ve liseli bir kızın hayatını söndürmesinin izahı var mıdır?

Gönül ilişkileri olsun, komşuluk ilişkileri olsun, akraba ilişkileri olsun ya da iş ilişkileri olsun; kapıya gelen ve bir kalbe girip yerleşmek niyetinde olanın önünde üç alternatif vardır:

Birincisi yol; kapıyı usulca ve nezaketle çalmak ve birkaç adım geriye çekilip beklemektir. Kapı açılır ve içeri "buyur" edilirsek ne âlâ...

İkinci olarak; kapı açılmazsa bir müddet bekledikten sonra kapı usulca ve nezaketle bir daha çalınabilir. Varsa kısmette ve sabırla olgunlaştıysa bazı şeyler, bakarsınız açılıverir kapı.

Son olarak; kapının duvar olup karşımıza dikildiği durumlarda ise bize düşen geri dönüp gitmektir. Kaybetmek de vardır bu yolda, Veysel Karani gibi gelip görememek de. Beklemenin ve kapıyı açan biri olmadığında dönüp gitmenin erdemi de başkadır.

Kapıya dayanıp zorla açtırmaya çalışmak, tekmelemek, yumruklamak çare değil. Konuşmak istemeyeni konuşmaya, evlenmek istemeyeni evlenmeye, gelmek istemeyeni gelmeye zorlamanın kimseye yararı yok. Belki ısrar ederek, belki korkutarak kapıyı açtırabiliriz. Bu durumda, girdiğimiz yer; bir gönül değil, hapishane olacaktır.

Çaldığımız kapılar yüzümüze duvar olursa, sevdiğimiz insanlar bizi sevmediklerini söylerse ne olacak? Kadın olalım, erkek olalım; bizim özgürlüğümüz, tercihlerimiz olduğu gibi karşı tarafın da özgürlüğü ve tercihleri yok mudur?  "Onsuz yapamam." düşüncesi bir güçsüzlük ve mahkumiyet değil midir? Devam ettirmek kadar, bitirme kararı alıp o defteri kapatmak da bir tercihtir.

Problem şu: Bütün sevgilerimizin anlık, dünyalık hazlara bağlı olması. Yaradan'ın sevgisini görerek sevmediğimiz için, bizim olmayanı bizimmiş sanma yanılgısına kapılıyoruz. Oysa her kalp, sonsuz olanı sevmeye meyillidir. Fâni şeyler, onun için ancak bir oyalanmadır.

Kadına yönelik şiddetin birçok nedeni var. "Şiddete hayır!" demekle, sorunun köküne inmeden sloganlar üzerinden tartışmakla mesele hallolmuyor.

Bilmem; her insanı bir kapı olarak görüp kapıyı çalmanın, kapıdan girmenin ve girilen hanede misafir olmanın bir adabı olduğunu bilmek işe yarar mı?

31.03.2021

 

SONRAKİ yazı
{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft