Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz ve diğer yazarlarımızın gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Fırıklıklar ve Serçeler Son Bahar

Eklenme : 28.09.2021 00:00:00
Görüntülenme: 713

"Fırıklıklar geldiyse, sonbahar da gelmiştir" derler.

"Fırıklık" ne?

Fırıklık, "arı kuşu"dur. Son baharda gökyüzünde grup halinde uçarlar ve "fırık fırık" diye öterler. Bu yüzden "fırıklık" deriz biz. Ansiklopedilere sorsan soğuk ve hiçbir çağrışımı olmayan bir isim söylerler bu kuş için. "Merops apiaster" diyor ansiklopedi bu kuş için. Ne kadar soğuk ve ne kadar uzak bir isim. Oysa biz ona "fırıklık" derken ses kadar yakındır bize.

Rengârenk bir kuştur fırıklık. Papağan veya muhabbet kuşu gibi bir kuştur. Yeşil, sarı, siyah, kahverengi neredeyse bütün tonlarıyla mevcuttur tüylerinde.

Sonbaharda çoğalırlar. Çünkü sonbaharda arılar daha çok uçuşurlar; fırıklıklar da arıları yemek için küme küme uçuşurlar.

Çocukluğumda Eylül-Ekim aylarında özellikle akşamüstleri gökyüzünü bir yandan fırıklıklar kaplardı bir yandan serçeler. Biz "darcan" derdik serçelere.

Avlu kapısının önünde oturur, serçeleri ve fırıklıkları seyrederdim. Bu mevsimde üzüm kesilmiş ama asmalarda seyrek de olsa üzümler kalmıştır. Arılar onları yemek için uçuşur, fırıklıklar da arıları avlamak için. Zaman zaman havada, kuş kümesinin arı kümesini kovaladığı olurdu. Babalarımız, fırıklıkların arılara zarar vermesini engellemek üzere kurusıkı fişek patlatırlardı. Saçmalı fişek patlatanlar da olurmuş ama köylümüz öyle yapanları hoş görmezdi.

Kurusıkı fişek patlayınca, fırıklıklar bir süre ortalıkta görünmez; belki ertesi gün akşamüstüne kadar gökyüzünde uçmazlardı.

Yıllar sonra üniversitede okurken, Şeyh Galip'in bir beytinde karşılaştım fırıklık ile. Şeyh Galip bir beytinde "tût'i-i zenbûr: arı kuşu" tamlamasını şöyle kullanıyordu:

Gûyâ hayâl-i hatt-ı lebinle müjemde hûn

Bâğ-ı vefâda tûtî-i zenbûr'dur bana

(Sanki dudağının üstündeki ayva tüyleriyle kirpiğindeki kan, bana vefa bağında arı kuşu gibi gelir)

Şair, rengârenk arı kuşunu, sevgilinin kırmızı dudağı, siyah ayva tüyleri ve kendi kirpiğinin siyahlığı ve kirpiğindeki kırmızı kan ile birleştirip vefa bağında uçan arı kuşuna benzetiyordu. Üniversite yıllarımda bu beyti okuduğumda hemen fırıklık kuşundan söz edildiğini anlamıştım. Çünkü fırıklıklar da tûtî/papağan gibi rengârenkti. "Zenbur" da Farsça "arı" demekti. (Ali Nihat Tarlan hoca, Millî Kültür Dergisinde Şeyh Galip'in bu gazelini şerhini yapmıştı ve orada okumuştum. Ama hoca "geveze papağan" anlamı vermişti "tûtî-i zenbur"a. Ben hemen bunun fırıklık olduğunu anlamıştım.)

Şeyh Galip'in bir beytinin beni çocukluğuma götürmesi veya çocukluğumun bir beyitle ilk gençlik yıllarıma gelmesi, harika bir duygu ve heyecandı. Bu beyti her okuyuşumda ben çocukluğuma giderim, çocukluğum bana gelir. (İnternette "arı kuşu"na bakın lütfen.)

SERÇELER/DARCANLAR

Sonra serçeler gelir çocukluğumdan.

Serçeler, kumrular, kırlangıçlar, kartallar, şahinler.

Diğer kuşları başka yazılara bırakalım ben size fırıklıklarla beraber serçeleri anlatayım.

Biz "serçe" veya "darcan" deyip geçerken ansiklopedinin soğuk maddesi de yan taraftan baş gösteriyor: Passer domesticus.

Biz "passer domesticus"u kemâl-i âfiyetle bir tarafa bırakıp çocukluğumun serçelerine dönelim.

Serçeler ve pek çok kuş türü Nisan sonu Mayıs başı yumurtlayıp kuluçkaya yatar ve Mayıs ortasından itibaren yuvarlardan "çirk çirk" diye yavru sesleri gelmeye başlar. Analar etraftan buldukları yiyecekleri yuvaya getirdiğinde yuvadan 4-5 tane sarı kenarlı ağız açılır ve annenin getirdiği yiyeceğin ağzına konmasını bekler. Anneler, yavrularını hiç karıştırmadan sırayla beslerler. Bir süre sonra da yavrularına uçuş öğretirler. Haziran sonu, Temmuz başına doğru yavrular artık yuvadan uçmuş olur. İkinci defa gurk yatan serçeler de vardır. Onların yavruları da Ağustos sonuna doğru yuvadan uçar.

Eylül sonu artık yavru serçeler de büyümüşler ve büyük kümeler halinde gökyüzünde uçmaya başlamışlardır. Siyah bir tül gibi gökyüzünde bir oraya bir buraya uçarlar. Uçarken aldıklarım şekil, rüzgârın şekillendirdiği tül perde gibidir. Yumuşak hatlı bir dış çizgi vardır kümelerde; keskin çıkıntılar yoktur. Onların gökyüzünde şekilden şekle girmesini seyreden 6-7 yaşındaki çocuğu görüyorum şu anda. İncir ağacına topluca konup geceleyecek olan kuşlara taş atıp tekrar uçuran o çocuk geldi gözlerimin önüne.

***

Sonra Süheylâ'ya öyle dedim işte. Ne merops apiaster'ler, ne de passer domesticus'lar vardı çocukluğumda. Fırıklıklar ve ve darcanlar/serçeler vardı cıvıl cıvıl...

Bu cıvıltı varsa, son bahardır Süheylâ; bu cıvıltı varsa o çocuk hâlâ yaşıyordur.

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft