Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz ve diğer yazarlarımızın gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Erguvan Mevsimi ve Bâkî'nin Erguvanları

Eklenme : 20.04.2021 00:00:00
Görüntülenme: 323

Okuyucularım bilirler. Bu günlerde çılgınca açan erguvanlar, beni de başka iklimlere götürür. Renk renk bir iklimdir orası.

Tarihtir, kültürdür, gelenektir erguvan.

Şiirler ve şarkılar renk renk parıldarken, erguvan rengi bütün ihtişamıyla renk iklimine hâkim olur. Kırmızı, mor, bordo ve pembe renklerin bir karışımı o renk dünyasının adını koyamamak ne güzel bir cehalettir!... Kararsızlık, müphemiyet, belirsizlik. Aklın ve zihnin pek çok renge gidip gelişinin verdiği fikrî hareketlilik!...

Öbür taraftan büyük bir ağacın, küçük bir çiçek fidanı gibi tepeden tırnağa ve hatta odun gövdesinde de çiçek açmasındaki şaşırtıcılık. 60 yaşında birinin şen-şakrak bir okul şarkısı söylemesi gibi.

İşte bu erguvan heyecanı, klasik şairlere hayli ilham vermiştir. Mesela Bâkî. 16. Yüzyılın "Sultanü'ş-Şu'ar'a"sı, az kalsın şeyhülislam olacak olan Bâkî'nin şiirlerinde erguvanlar açmıştır.

Şu beytinde Bâkî, erguvanın boyunu anan bulutun kan ağladığını ve akıttığı kanlı gözyaşının, karaağacı kıpkırmızı erguvana döndürdüğünü söyler:

Döksün sehâb kaddin añup katre katre kan 

İtsün nihâl-i nârveni nahl-i ergavân

Bâkî, erguvan ile karaağaç (nârven, Latince "ulmus") arasındaki ilişkiyi boşuna kurmamıştır. Ehil olmayan ve bitkiden pek anlamayan birisi, yapraklarına bakarak bu iki ağacı birbirinden ayıramaz. Bâkî, bulutların kanlı gözyaşı döktüğünde karaağacın erguvana benzeyeceğini söyler.

Büyük şair, Nisan ayında çiçek açan erguvanlara Nisan yağmuru düşmesini de bir tablo gibi resmeder:

Dür ü yâkût ile bir nahl-i murassa' sandum

Ergavân üzre dökilmiş katarât-ı emtâr

Tasvir edilen tablo müthiş zengin bir andır. Kıpkırmızı erguvan çiçeklerinin üzerine düşen yağmur taneleri, sanki inci ve yakut gibi parıl parıl parlar ve erguvan bu görünüşüyle kıymetli taşlarla süslenmiş bir ağaca döndüğünü belirtir.

Divanında pek çok Arguvan beyti bulunan Bâkî, bir gazelinde erguvan renkli elbise giymiş bir dilberi tasvir eder. Şu beytinde can gülzârının gülü olan sevgilinin erguvan renkli elbise giymiş olduğunu ve bununla güzellik bağında tıpkı bir erguvan fidanına benzediğini söyler:

Ergavânî câme geymiş ol gül-i gülzâr-ı cân

Bâg-ı hüsn içre nihâl-i ergavân olmış hemân

Erguvan kırmızısı elbiseyle salınan sevgiliyi gören aşık, kan ağlar; yani erguvan rengi göz yaşı döker ve akarsuya karşı erguvan ağacının durmasını tasvir eder. Tabii ki akarsu, aşığın göz yaşıdır:

Ergavânî câmeñi görüp n'ola kan ağlasam

Yaraşur âb-ı revâna karşu zîrâ ergavân

Şu beyitte ise, Bâkî, sevgilinin yanaklarının ve elbisesinin kırmızı renginin, güzellik bahçesini lâlezara döndürdüğünü dile getirir:

Lâlezâr itmiş letâfet gülsitânın ser-te-ser

Ruhlaruñla ergavânî câmeñ ey nahl-i revân

Aynı gazelin geri kalan beyitlerinin ise günümüz Türkçesine aktarılmasını verelim:

 Ergavânî câmeñ içre oldı cismüñ ey perî

Ergavânî cild ile gûyâ kitâb-ı Gülsitân

(Ey peri gibi güzel sevgili, erguvan renkli elbisenin içinde bedenin, ciltlenmiş Gülistan kitabına benzer.)

Serv-kadsin serve âdet sebz-pûş olmağ iken

Ergavânî câmeye girmek neden ey nev-cevân

(Servi boylusun; servinin yeşil giymesi âdetken, ey genç sevgili erguvan renkli elbise giymen neden?)

Kanına girmiş boyunca Bâkî-i dil-hastenin

Ergavânî câme geymiş sanmañ ol serv-i revân

(O salınan servinin erguvan renkli bir elbise giydiğini zannetmeyin; o boylu boyunca Bâkî'nin kanına girmiştir.)

Erguvan konusu uzar gider. Tıpkı erguvan ağacının uzayıp gitmesi gibi!... Konuyla ilgili Prof. Dr. Şener Demirel'in bir yazısı var. Merak edenler internette bulup okurlar.

Erguvan konusunda merak ettiğim bir husus var: Yeni şâirler erguvana niye uzak acaba? Yoksa erguvanı tanımıyorlar mı?

Erguvan mevsiminde, erguvan güzelliğinde günlerle koronadan uzak bir hayat diliyorum.

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

Powered by BilgiSoft