İsmail Zorba

İsmail Zorba

SÖZÜN EŞİĞİNDEN
İsmail Zorba'nın ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Çine Çayı'nın Kenarında Verilen Bir Söz Üzerine

Eklenme : 6.04.2021 00:00:00
Görüntülenme: 508

"Çine çayına en yakın olabileceğim yere, Roma köprüsünün yanına geliyorum. Gözlerimi kapatıyorum. Hafiften bir yağmur çisentisi altında Çine Çayı'nın sesini dinliyorum. Neler söylüyor Çine Çayı? Kurtuluş Savaşı'nın ilk günlerine götürüyor beni. Adnan Menderes atına atlamış Yunan'a başkaldıran çeteye katılmış. Hangi duygularla buralardan geçmekte? Atın ayak sesleri ekleniyor Çine Çayı'nın akışına."

Nasıl olduysa gönül, ille de yollar dedi. Düştük yollara. Yolumuz nerelere götürdü bizleri. Çine'yi geçip Aydın'a yaklaşırken tam Çakırbeyli'ye dönen yolun üzerine yapılmakta olan Adnan Menderes Demokrasi Müzesi'ne.. Müzeden haberim var mıydı? Çine çayı kenarında bir müze yapılacağını duymuştum ama yerini bilmiyordum. Mükemmel bir yer bulunmuş. Çalışmalarda son aşamaya gelinmiş. İnsanın baktıkça bakası geliyor. İnce, zarif bir çalışma gözüme çarptı. Düzenlemenin her yerinde bir estetik kaygı güdülmüş. Betonun asra damgasını vuran, ruhu karatan tekdüzeliği yok en azından. Bunlar arabadan inip de hemen bir göz atımı gördüklerimiz.

Tabi bu mevsimde rahmetin kol gezdiği bir zamanda burayı ziyaret etmek de işin havasını değiştirdi. Müzenin açılışı tahmini 14 Mayıs'a planlandığından çalışmalar halen sürüyor. Özellikle en tepedeki görkemli müze alanını gezmek Mayıs sonrasına nasip olacak. Tabiki mekanın güzelliğine rahmetli Başbakan Adnan Menderes'in hüznü sinmiş. Bir yandan yağmur yağmakta, puslu bir ortam bir yandan Çine Çayı mevsimine tabi gürül gürül akmakta. Aklıma nakşedilen, her hatırlayışımda beni hüzünlendiren Adnan Menderes'in sözleri kovalıyor beni.

Adnan Menderes, 27 Mayıs 1960 darbesiyle iktidardan indirildikten sonra Yassıada'da (Şimdiki adıyla Demokrasi ve Özgürlükler Adası) yargılanırken çocukluk arkadaşı Ethem Menderes'e "Tövbeler olsun bir daha çiftlikten Aydın'a gelirsem. Oturacağım Çine Çayı'nın kenarındaki söğüt ağaçlarının dibine, başımı göğe çevireceğim, söğüt yapraklarının yüzümde dolaşmasının bana getireceği saadetle yetineceğim. Hiçbir şeye karışmayacağım." İşte bu sözler herkesin zihninde o kadar yer etmiş ki idamının üzerinden yıllar geçtikten sonra bile Adnan Menderes'e duyulan sevgi artarak bu sözlerin yerine getirilmesi milletçe bir vicdan borcuna dönüşmüş. Doksan dönüm üzerinde yapılan bu müze de bunun bir karşılığı olsa gerek.

Adnan Menderes'e duyulan sevginin millet için ayrı ve özel bir yeri vardır. Bu Aydın için farklıdır. Adnan Menderes Aydın'ın bir evladı, bir parçası, bir simgesidir. Ama demokrasi denilince ülkenin her yerinde özellikle 40'li, 50'li yıllarda yaşayanlar için Adnan Menderes sevgisi farklıdır. Bu sevgi nesiller boyunca aktarılmış durmuştur.

Adnan Menderes'in başbakanlığı, siyaset adamlığı dışında onu daha özel kılan yerleri farkındalığıdır. Bunlardan biri hitabetindeki nahiflik, Türkçe zarafetidir. Onun plaklara kaydedilen konuşmalarını dinlerken Türkçe'ye ait çok güzel seslendirmelerle karşılaşırsınız. Hele Yassıada duruşmalarındaki konuşmaları onun aydın kimliğinin yanında ince bir medeniyetin yetiştirdiği bir karakterin davranışlarını da yansıtır sizlere. Müzenin kapısından içeri girdiğimde daha girişte duvar üzerine yerleştirilen güllerin düzenlenmesindeki estetik çağrışım bana doğrudan bunları hissettirdi. Müzenin asıl binasının oturtulduğu tepedeki hakim duruşu ise Türk milletinin demokrasiye bağlılığının esas duruşu gibi yansıdı gözlerime. Beş forumlu merdiven basamaklarından çıkarken demokrasi için verilen mücadelelerin zorluğu aklıma geliyor. Biraz da yük fazla olunca ceremesi de fazla oluyor. Aman diyorum, demokrasiye sonuna kadar sahip çıkalım. Ve son basamağa ulaştığımız an bir yanda Çine Çayı, hemen çayın kenarına yapılan bir teraslı gazino tipi seyir yeri, bu görüntüyü şahaser kılan restore edilmekte olan beş göze kemerli Roma döneminden kalma köprü, ve mekana manevi iklimiyle karşı kıyıdan eşlik eden Halvetiye şeyhlerinin türbesinin bulunduğu bir mezarlık.

Anlatmakla bitmiyor değil mi? Müzeyi arkadan saran çamlık, kubbeli kemerli ve çinili formların en güzel yansımalarını görebileceğiniz güzellikte örnekler. Ve müzeye girişte Beylikler dönemini yansıtan bir cami müze ve külliye formunu tamamlamış.

Çine çayına en yakın olabileceğim yere, Roma köprüsünün yanına geliyorum. Gözlerimi kapatıyorum. Hafiften bir yağmur çisentisi altında Çine Çayı'nın sesini dinliyorum. Neler söylüyor Çine Çayı? Kurtuluş Savaşı'nın ilk günlerine götürüyor beni. Adnan Menderes atına atlamış Yunan'a başkaldıran çeteye katılmış. Hangi duygularla buralardan geçmekte? Atın ayak sesleri ekleniyor Çine Çayı'nın akışına. Biraz daha ileriye sarıyorum zamanı. Adnan Menderes, elinde tapular. Köylülerine binlerce dönüm tutan toprağını paylaştırıyor. Cumhuriyet'e sevdalı bu ruh toprak reformuna destek veriyor gönülden.

Şevket Süreyya Aydemir'in "Menderes'in Dramı" adını verdiği kitabından bir cümle ekleniyor bütün yaşananlara: "Menderes'in şahsında ilk defa Türk halkı kendisinden bir lider bulmuştur." Adnan Menderes Demokrasi Müzesi'nin önünden geçerken giriş merdivenlerinin hemen solunda yer alan yerde yapılan rölyefler dikkatimi çekiyor. Adnan Menderes mecliste konuşma yaparken, Adnan Menderes halka hitap ederken. Müzedeki her yerde Şevket Süreyya'nın tespiti mühürlenmiş adeta. Çıkışta bir daha bakıyorum Müze alanına tam tepede yel değirmenlerini görüyorum. Aklıma Don Kişot geliyor. Yel değirmenlerine karşı tek başına savaşmak hiç de kolay olmasa gerek. Demokrasi için gidilecek çok yolumuz var. Öncelikle demokrasiyi hazmetmek ve kimliğimize, ruhumuza mayalanmış sevgi, hoşgörü özüne dönmek için aşmamız gereken daha çok yolumuz var.

 

ÖNCEKİ yazı
SONRAKİ yazı
{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

Powered by BilgiSoft