İsmail Zorba

İsmail Zorba

SÖZÜN EŞİĞİNDEN
İsmail Zorba'nın ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Bir Bayram Sabahı Bulanıklığı

Eklenme : 18.05.2021 00:00:00
Görüntülenme: 703

Bayram namazı sonrası daha da yaşadım bu garipliği. Bu garipliğin gurbetini. Fuzulîce ne kapım çalındı, ne de yüzler bayram etti. Bir sabah rüzgarı tıkırdattı kapımı, uyan dedi.

Sabah ezanı okunuyordu. Sabah ayazının vücudumu hafif hafif titreten serinliğine eşlik eden bir heyecanla camiye gitmek istiyorum. Karaltılar arasında el yordamıyla buluyorum yolumu. İçimde hasretlikleri bitmek üzere olanların yürek çırpınışları biriktirmişim. Nefes almakta zorluk çekiyorum. İşte minarenin ışığı göründü. Minarenin ışığı altında dalgalanan bayrağımız dikkatimi çekiyor. Secdeye alnımız değerken o bayrak orada bizlerin selameti üzere dalgalanmaya devam edecek. Bayramlar ve bayraklar ne kadar da yakışır birbirine.

En arka safta kendime yer buluyorum. Acelemden yanıma seccademi almayı unutmuşum. Öyle bakınıp duruyorum. Hızır'ın eli dokunuyor arkamdan, yanında fazladan seccadesi olan muhterem bir insan yarama merhem oluyor. Bayramı karşılayan sabah namazında şeker yerine seccadenin tatlılığında mutlu oluyorum.

Sabah namazının huşusu kapıyı açan anahtar gibi bir çevrimde kılınıyor. Dualar ediliyor, bayram namazını beklemeye geçiyoruz. Cami ışıklar altında aydınlık, yollar karanlığın alacasında bulanık. Neden yollar hem karanlık hem bulanık derken gözlüklerimi de evde unuttuğum aklıma geliyor. Giderken elimde bir şey hissediyorum. Emanet seccade de benimle geliyor.

Aman Allah'ım utancın zirvesinde ateşler dökülüyor yüreğime, terliyorum. Yolu yarıladım, geriye dönsem emanetin sahibini bulabilir miyim, diye  düşünüyorum. Nasıl olsa bayram namazında denk gelir o zaman teslim ederim, diyorum. Ama siması bulanıklaşıyor, nasıl hatırlayacağım. Bir yanda ışıklar, bir yanda karaltı ve gözlüksüz bakan gözler. Ortada topyekün bayram heyecanından ortalarda kalmış bir hafıza.

Apartmanın kapısının önüne geliyorum. Bir elimde seccade, bir elimde anahtar olmalı. Anahtarlı elim bomboş. Çıkarken anahtarları da almayı unutmuşum.

Cep telefonundan bahsetmiyorum. Telefon konusunda tescillenmiş bir özrüm olduğundan onu yanıma almakta bir müşkilatım olmasa bile kafam hep meşgalelerle dolu olduğundan telefonla birlikteliğimde hep yükselişte olan bir grafiği takip edebilirsiniz. Müşkilat, meşgale derken işgal sözcüğünü de yad etmeden geçmek olmaz. Cep telefonun işgaliye ücreti epey can yaksa da bu konuda sanki bir zorunluluğa mahkum olmuşuz hem de müebbeden. Çaresiz cep telefonunun akıllısından dokunmatiklisine gönüllülük esası altında katlanıyoruz her türlü silsileler içeren işgallerine.

Bu bayram sabahı cep telefonu bana yine her şeyi unutturdu. Ne kadar zamandır kapının önündeyim, unutmuşum. Soğuk içime işlemiş, dişlerim takırdamaya başladı. Bırak dişlerim takırdasın, zili çalıp da evdekiler homurdanmadan şu kahveye gideyim. Bir bardak çay eşliğinde bir dostun yarenliğinde sohbete erelim. Bayram namazı öncesi bu beklemeler ve yapılan sohbetler tadımlık olur. Doyumluk olanlar camide beklenilen zamanda geçer.

Kahvenin eşiğinden geçeceğim, Allah müstahakını versin dedim kendi kendime. Anahtarı unutursun hakeza seccadeyi; parayı ise hayda hayda unutursun. Hani bayram namazı sonrası fırının önünde beklenilen pide kuyrukları. Sıra sana gelip pideni alıp evin yolunu tuttuğunda yaşadığın zafer ifadesi. Başlar yukarıda, omuzlar dik. Arkadaş yine karıştırdın. O millî bayramlarımızda öğrencilerinle tören alanına yürürken yaşaman gereken duygular.

Allah Allah, kahvenin eşiğinden geçemedim. Bir el omzuma dokunuyor. Gözlerim iyice işlevini düşürdü. Sesler âlemindeyim, tanıdık bir ses, ne kadar da sıcak ve samimi. "Hocam nasılsınız?" İşte bu hocamla başlayan cümleler karşısında teslim olurum mutluluğa. "Buyrun efendim." "Hocam tanımadınız mı? Ben öğrenciniz.." ile devam eden cümleler. "Hocam biz de bayram için ailemi ziyarete gelmiştik. Bir çay içeçek vaktiniz var mı, yoksa çıkıyor muydunuz?" Eşikten geçmek için ne de güzel bir fırsat. "Tabi ben de çok mutlu olurum." Çaylar benden demem lazım, diyemiyorum. Olmadı yine eşiği geçemiyorum. "Hocam, sizi de özlemişiz. Vaktiniz varsa buyurun." Şimdi emekli moduna geçeceğim. Olur mu ki? Yok yok ayıp olur. Eşiği geçemiyorum. Sonra daha münasip bir vakitte inşallah. Doğru eve.

Yine kapının önündeyim, tam zile basacağım. Aman çocuklar uyanmasınlar, hele büyükler. Yahu bayram sabahı nereden çıktı uyumak. Uyansın haylazlar. Abdestlerini alsınlar. Namaza gelsinler, öğrensinler yavaş yavaş adabı. Hepten unutacaklar. Aman çocuklar, gençler yorulmasın, ezilmesin, üzülmesin, rahatları kaçmasın derken nereye varacak bu işin sonu?

Ya bayram demişken her zaman içim kıpır kıpır olur. Çocukluğumdan bugüne kadar her ramazan sonrası tutulan oruçların, verilen sadakaların, hep birlikte açılan iftarların ve beklenilen sahurların neşesi ayrı bir saadettir. Huzur veren bir saadet. Teravih namazları, cemaatin huşu içerisinde ibadet etmesi. Nurlu ihtiyarlar, pırıl pırıl çocuklar. Her yaştan eş dost, hısım nispetinde saflar.

Bayramın huzuru, saadeti ramazanın bir ödüllendirmesidir belki. Hiç bu kadar hüzünlü geçmemişti bayram diye bir cümle kuracakken neden araftayım sorusuna cevap bulmaya başladım. Yani uyanmaya, kendime gelmeye başladım.

Bütün bu unutuşlar unutuluştan olsa gerek. Unuturken unutulmaya başlarken sınava hem de öyle çetin bir sınava tabi tutulduk ki. Bak unutkanlık her yerimiz sarmış, eşiklerden geçemez olmuşuz, dost kapılarını çalamaz olmuşuz. Bir yerde durmuş sabitlenmiş kalmışız. Bayram namazı sonrası daha da yaşadım bu garipliği. Bu garipliğin gurbetini. Fuzulice ne kapım çalındı, ne de yüzler bayram etti. Bir sabah rüzgarı tıkırdattı kapımı, uyan dedi. Gaflet uykularından uyan dedi. Uyandım, kendime geldim. Bayramı karşılayan sabah namazı okunuyordu.

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft