Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz ve diğer yazarlarımızın gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

An Gelir Yazmak Yük Olur

Eklenme : 31.08.2021 00:00:00
Görüntülenme: 548

Ocak 2020'den beri covid-19 saldırısıyla meşgul bir dünyada yaşıyoruz. Yani dünya 20 aydır salgınla yatıp salgınla kalkıyor. Bırakın televizyonları, sohbetlerin konusu bile neredeyse sadece salgın.

Bu konu ile ilgili bu kadar yoğun bir meşguliyet, insanda bıkkınlık ve yorgunluk doğuruyor. Hep aynı konu, hep aynı tedirginlik, hep aynı kelimeler. Bütün bunlar birleşince, gündem insanı hayata karşı olumsuz bakmaya sevk ediyor.

Virüs derdi yetmezmiş gibi arkasından sel felaketi. Türkiye'de Karadeniz bölgesinde yaşanan afet. Almanya ve başka ülkelerde hayatı felç eden seller.

Bir taraftan da yangınlar.

Dağlar yandı.

Yamaçlar, tepeler, vadiler yandı.

Köyler, tarlalar, meralar yandı.

Ağaçlar, yaban hayvanları, evler, evcil hayvanlar yandı.

İnsanlar. Yangına maruz kalıp can veren insanlar.

Yangın söndürmeye çalışan insanlar.

Yangın söndürenlere yardım etmeye çalışan insanlar.

İnsanlar yandı.

Üzerimize salgın ağırlığı çökmüşken, bir de sel ve felaket ağırlığı çöktü.

Yaz sıcaklığının bunaltıcılığı içinde yangın ve sel haberlerinin hüznü çöktü.

Berrak güneşli günlere rağmen hava yoğun bir kasvet var.

Eski dönemlerde, toplumlar arası iletişim olmadığından hüzünler de sevinçler de lokal seviyede kalırmış. Salgın bile olduğu yerlerin dışında pek bilinmezmiş. Mesela 1480'lerde Muğla ve civarında yaşanan büyük bir veba salgını var. Şahidi'nin babası Hüdayi Efendi de bu salgında vefat etmiş. Şayet Şahidi, Mahzenü'l-Esrar'ında bu olayı yazmasaydı bugün bilemeyecektik ve o yıllarda da veba salgını sadece bu yörede bilindi. Taaa Üsküp'te (Üsküp o zaman Türk toprağı) bilindiğini zannetmiyorum.

19. yüzyılın başında ve ortasında da veba salgınları yaşanmış Muğla'da. Bu bilgileri de mezar taşlarındaki bilgilerden alıyoruz. O salgının da taaa Halep'te (O zaman Halep Türk toprağı) duyulduğunu hiç zannetmiyorum.

O dönemlerde salgın bilgisi hem yayılmıyor, hem de her an her yerde konuşulmuyor. Ama şimdi öyle mi? Sabahtan akşama kadar salgın bilgisi saldırısı altında yaşıyoruz. Televizyonlar, radyolar, gazeteler ve sosyal medya "Her şeyi bırak, sadece salgını konuş!..." diyor ve insanlar sadece salgını konuşuyorlar.

Buna son bir ayda Türkiye için sel ve yangın felaketi tartışma haberlerini de ekleyin!... Tam bir bunalım toplumu!... Aslında "bunalım toplumları"nı "yaratıcı kaos" gibi görmek lazım ama sosyal dinamikleri heba edilmiş toplumlarda bu çok zor. Kimse kusura bakmasın uzun zamandan beri bu toplumun sosyal dinamikleri tahrip edildi. Erdem ve âlî-cenâplık gibi hasletler,  "Ben siftah ettim, komşum etmedi" zihniyeti gibi toplumsal erdemler, pis bir şekilde bu toplumun maşerî vicdanından özenle kazındı. Bu yüzden bizim "bunalım toplumu"ndan yeni ve dinamik bir toplum çıkarmamız çok zor görünüyor. Yöneticilerimiz de günlük siyaset körlüğünden sosyal olgunun farkında değil. Biz de yazarak anlatmaya çalışıyoruz ama okuyan, anlayan ve çözüm üretmeye çalışan yok.

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.

İşte böyle anlarda yazmak insana yük olur Süheylâ!...

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft