İdris Koç

İdris Koç

BAY PROTOKOL
İdris Koç'un ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Ağlama Duvarı

Eklenme : 11.08.2021 00:00:00
Görüntülenme: 765

"Merhabalar;

Gününde okuyamadığım yazılarınızı daha sonraki haftalarda toptan okuduğum çok olmuştur. Bugün de aynı şeyi yaptım ve okuyamadığım yazılarınızı bir çırpıda okudum.

'Sana Fikrini Soran Oldu mu?' başlıklı yazınızla ilgili bir şeyler söylemek, biraz da içimi dökmek istedim. Kendimi geçen hafta üst yöneticimin karşısında buldum. Müdür bey beni üst yöneticimize şikâyet etmiş. Bu daha önceleri de birkaç kez olmuştu. Suçum, düşündüklerim ve yaptıklarımla müdür beyin önüne geçmem imiş! Yaşananların özeti ise şuydu: Bizim müdürün kapasitesi ve hızı iki birim olduğu için yönetimindeki herkesin iki birimlik kapasiteyle görev yapması gerekiyordu.

Peki ama ben beş birimlik kapasitesi olan bir çalışan isem ne yapacağım? Müdürünün hızı iki birim diye çalışanların hızı da iki birim mi olmalı? Yıllar boyunca dirsek çürütüp, gecemizi gündüzümüze katıp, yer yer bedel ödeyip beş birim haline getirdiğimiz kapasitemizi nereye koyacağız?

Başımızdaki insan iki birimlik düşünüyor diye bende mi öyle düşünmek zorundayım? Fikirlerimi, projelerimi, sistemi geliştirmek için geliştirdiğim düşüncelerimi çöpe mi atmalıyım?

Tabi ki hayır.

Üst yönetici de böyle bir bahane ile ast çalışanlarını şikâyete gelen yöneticiye şu soruları hiç sormuyor: İşe senden sonra mı geliyor? Makam odanı ya da aracını o mu kullanıyor? Toplantılara senin yerine o mu başkanlık etmeye çalışıyor? Kendisini başkalarına kurumun yöneticisi olarak mı tanıtıyor?

Ben ve benim gibiler, hiçbir şekilde somut bir olay, söz veya durum ile desteklenemeyen 'Benim önüme geçiyor.' iddiasıyla kendimi bir anda ifade verirken buluyoruz. Bu yöneticilerimiz cesur ve dürüst davranıp 'Ben kapasitesiz biriyim ve astlarımın benden daha kapasiteli olması beni rahatsız ediyor.' diyemiyor. 'Benim önüme geçiyor.' diyerek aslında kendi hızını ve kapasitesini de ele veriyor.

Hocam; koskoca devlet kurumlarının hızı ile kendi kapasitesini denkleştirmeye çalışmanın, yüzlerce çalışanıyla bir çarkı yavaşlatıp iş ve hizmet üretemez hale getirmenin adı nedir? Bu kurumuna ve Devlet'ine ihanet değil midir?

Ne yazık ki, bizim müdür ve onun gibilerin sözlerine kulak veren ve ağlama duvarı olmaktan kurtulamayan üst yöneticiler yüzünden ülkemiz bu durumda.

Astlarının zenginliğini bir koro şefi gibi yöneterek ortaya muazzam bir eser çıkarmak yerine kapasite yarıştırmaya çalışan bu idarecilere daha ne kadar tahammül edeceğiz? Korodaki her sanatçıyı kıskanan, kıskandığı her sanatçıya çamur atan bir şef olabilir mi? O zaman bütün enstrümanları tek başına şef çalsın; herkes insin sahneden, sahnede tek başına o kalsın.

Hocam, aklım almıyor. Beceriksizlikleri, liyakatsizlikleri ve neden bu hallerde olduğumuzu beş saat anlatabilirim. Ecnebiler; çalışana, farklı düşünene ve proje üretene bizim gibi savaş açmadıkları için her konuda başarıya ulaşabiliyorlar.

Bu kapasitesiz takozların hiçbirine hakkımı helal etmiyorum."

Dertli okuyucumun yaşadıklarını beş yıl boyunca ben de bizzat yaşadım. Bu mesajı okuyunca şaşırmadım değil. Çünkü ben de liyakatsiz bir yöneticinin koskoca bir kuruma ve çalışanlarına yaşattıklarını yazmak istesem aynı cümleleri kurardım. Demek ki söz konusu liyakatsizlik olunca, eksiği kapatmak için aynı yöntemlere başvuruluyor.

Sahip oldukları mesleki bilgi, deneyim ve temsil yeteneği sayesinde değil dayıları, amca oğulları ve kirli ilişkileri sayesinde bir yerlere gelenler; beceriksizliklerini, çapsızlıklarını, bilgisizliklerini gizlemek için öncelikle kurumlarında kaos ortamının oluşmasına zemin hazırlayıp çalışanlar arasında gizliden gizliye bir ayrışma ve çatışmayı körüklemeyi tercih ediyorlar. Daha sonra bu sorunların, dolayısıyla da personelin kötülüğünün arkasına sığınıyorlar. Çünkü "iş" üretme kapasitesi olmayan yönetici, "ilişki"ler üzerinden varlığını sürdürmeye çalışıyor.

Bazen bu kendini gizleme çabası istediği gibi sonuç vermiyor. Işığı daha güçlü olan bir ast, yöneticinin zayıflığını ortaya çıkarıyor. Müdürümüzün tabiri ile "önüne geçiyor". Daha açıkçası, onun aydınlatamadığı alanı aydınlatıyor.

Bu ise büyük bir suçtur! Ast; haddini bilmeli, amirinin istediği kadar çalışmalı, amiri izin verdiğinde konuşmalı, amirinin duymak istediğini söylemeli ve asla göz önünde olmamalıdır! Bir şekilde susturulamayan, durdurulamayan ve odasına hapsedilemeyen ast çalışan bir an önce kurumdan uzaklaştırılmalıdır. Bunun için hemen üst yöneticiye koşulur. Tıpkı oyuna alınmayan ve dayak yiyen çocuğun hemen annesine koşması gibi.

Belki önümüzdeki haftalarda konuya buradan devam ederiz.

11.08.2021

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft