Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz ve diğer yazarlarımızın gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Yüksel Aksu Sineması Devam Eder Mi?

Eklenme : 13.10.2020 00:00:00
Görüntülenme: 289

Ne yalan söyleyeyim, pek çok insan gibi ben de Yüksel Aksu'nun adını 2005 yapımı Dondurmam Gaymak filmi ile duydum. O günlerde Muğla sokaklarında bir film çekildiğini görüyordum ama ticarî bir yerel film çekildiğini düşünerek yapılan işi hiç ciddiye almamıştım. Ta ki filmin üniversitede yapılan galasına kadar.

Galada tanınmış sanatçılar da vardı ama benim için önemli olan rahmetli Ömer Lütfü Mete (Ö. 19 Kasım 2009) ve Nazif Okumuş'un da salonda olmalarıydı.

Filmi seyrettik ve çekim anındaki peşin hükmümün ne kadar yanlış olduğunu anladım. Film sıradan bir komedi değildi ve o günlerde çok yaygın olan Doğu-Güneydoğu ağzı taklidi yapılan bir film de değildi; daha doğrusu filmde kullanılan Muğla ağzı, konuşma/söz komiği olmaktan ziyade bir sosyolojiyi yansıtıyordu. Yıllarca ekranları kaplayan aşiret sosyolojisinin yanında (Feodal sosyoloji mi demeliydik?) dokusal yoğunluk ve özdeşlik gösteren bir kasaba filmi ile karşı karşıyaydık. Zevkle seyrettik ve etkisi hâlâ devam eden bir iz bıraktı Dondurmam Gaymak.

2011'de Entel Köy Efe Köye Karşı filmi geldi. Kasaba yereli ile evrensel çizgi tutturma sevdasının bir yansımasıydı bu film. Çevrecilik ve sınaî gelişme çekişmesine yaslanan filmde, çok basit ve çok bilinen bir çelişki, ilk bakışta "basit bir film" intibaını uyandırabilir ama mesele konu değil, konunun işlenmesi olunca, işin veçhesi değişiyor. Basit ve sade bir konudan taze ve diri ironik sahneler çıkarmak ve bunu yaparken de seyirciyi bıktırmadan genel bir felsefî derinlik atmosferinde tutabilmek başarısı her baba yiğidin harcı değildir.

Yüksel Aksu, Dondurmam Gaymak ile Entel Köy Efe Köye Karşı arasına 6 yıl sıkıştırmıştı; sonraki filmi olan İftarlık Gazoz ile Entel Köy Efe Köy'e Karşı  arasında geçen zaman biraz kısalmıştı ve 4 yıl sonra, 2015'te İftarlık Gazoz'u çekti.

İftarlık Gazoz da bir "kasaba filmi" idi. Bir çocuğun gelişmesinde din ve orucun yeri üzerinden kurgulanan filmi Aksu ölüm oruçlarıyla ilişkilendirerek politik bir tavır da sergilemiştir ama bunu insanı irrite eden bir DHPKP-C militanı tavrıyla değil daha çok insanî merkezli yapmıştır.

Lafı uzatmayalım.

Yüksel  Aksu 3 filmiyle bizi "kasaba sosyolojisi"ne alıştırdı. (Bu arada Çağan Irmak'ın Babam ve Oğlum'u da kasaba sosyolojisi filmidir.) Aksu'ya sormak gerekiyor herhalde: "2005, 2011 ve 2015'te yaptığı bu filmlerden sonra yeni filmin zamanı gelmedi mi? 5 yıl oldu son filmden bu yana"

Yukarıda da dediğim gibi "aşiret feodalitesi" furyası milleti hayli yormuştu; acaba Yüksel Aksu da "kasaba sosyolojisi"nin insanları yorduğunu mu düşünüyor?  Bence öyle düşünmemeli. Kasaba kültüründe derinlik ve genişlik vardır ve pek çok Yüksel Aksu'yu kaldırır.

Metin Eloğlu ne diyordu? "Hazır Kasabaya İnmişken Bir de Fotoğraf Çektirelim Dedik"  Biz de hazır kasaba sosyolojisi filmlerine alışmışken; hadi oldu olacak onu da söyleyelim "tiryakisi olmuşken", 5 sene ara biraz çok olmadı mı sevgili Yüksel Aksu? Hem senaryoyu hem yönetmenliği senden bekliyoruz üstad!...

Yüksel Aksu sineması, kendini tekrar etmeden devam etmeli. Belki yeni kuşaklar için yeni soluk olacaktır bu filmler.

 

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft