İsmail Zorba

İsmail Zorba

SÖZÜN EŞİĞİNDEN
İsmail Zorba'nın ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Saldık Uçurtmalarımızı Gökyüzüne

Eklenme : 30.11.2021 00:00:00
Görüntülenme: 363

"Hakikatle yüzleştirelim gençlerimizi. Yalancı kışlardan uzak tutalım. Baharı baharda yaşasınlar, kışı kışta, yazı yazda. Sonbahar ise şarkılarıyla eşlik etsin ki hep hatırlasınlar yalancı baharların yitip götürdüğü gençleri. Bırakın gençler üşüsünler, üşürken ısınmaya heves etsinler. Bakın bir yaz geldi geçti. Yanmadan donmaya durdu gençler."

Yağmur yağıyor, sanki bir rüyadayım. İçime bahar kokuları dolduruyorum. Oysa sonbahar yaprakları dökülüyor gözlerime. Sarı, turuncu yapraklar toprağın üzerinde. Ağaçlar sonbaharda kuşanacakları giysilerini kış vakti telaşsız çıkarıyorlar. Yağmur yağıyor, uyanıyorum.

Üşüyorum, mutluyum. Üşümekten mutluyum. Üşürken umutluyum. Soğuğu nasıl da özlemişim. Kasım aralığa evrilirken son yaz günlerinde, son yaz aşklarını yaşıyormuşum. Üşüyorum içimde sadece soğuktan sıcağa sığınan bir yürek var. Arıyorum, üşüyorum.

Yollarda gençleri görüyorum. Her neslin gençliği bir başka. Kıyafetleri, edaları ve de dilleri bir başka. Biz de öyle değil miydik gençken? Bizim farklılığımız ne kıyafetlerimizdeydi ne edamızda ne de dilimizde. Biz fikriyatta farklıydık, gönülde bir. Uçurumlar yoktu aramızda atamızla. Atamızın gölgesine sığınırdık. Kış kışlığını bilirdi o zamanlar, ata atalığını, evlat evlatlığını. Şimdilerde ise sadece bilen biliyor. Oysa bilmeyen o kadar çok ki..

Yağmur yağıyor ardınca güneş açıyor. Sonra sökün eylesin ebem kuşakları. Biz ahlakı unutmuşken beraberinde gönle dair nice kelimeyi de unuttuk. Ahlakımızla onurumuzu da uçurtma yaptık kendimize. Beraberinde erdemi, haysiyeti, edebi, hayayı, vefayı kuyruğuna ekledik. Sonra saldık uçurtmalarımızı gökyüzüne. Oysa kelimeler sökün ederken hayatımızdan, belleğimizden biz insanı ne zaman gurbete çıkardık bilemedik? Sırf bu yüzden gözyaşımızın bir hakikati yoktur, bir de insan olmanın.

Bir rüzgar esiyor; Sivas'ın yollarında bıçak gibi eseninden değil bu rüzgar. Bilirim gurbetten gelir. Bu asrın her şeyi bilen çocukları nereden bilecek adaletin hakikatini. Hakikati aramaya çıkalım. Hakikatle yüzleştirelim gençlerimizi. Yalancı kışlardan uzak tutalım. Baharı baharda yaşasınlar, kışı kışta, yazı yazda. Sonbahar ise şarkılarıyla eşlik etsin ki hep hatırlasınlar yalancı baharların yitip götürdüğü gençleri. Bırakın gençler üşüsünler, üşürken ısınmaya heves etsinler. Bakın bir yaz geldi geçti. Yanmadan donmaya durdu gençler. Yanmadan donmaya.

Olmadan olmaya benzemez yanmadan donmak. Donarak yanmak er kişinin hacetiyse yanarak donmak da nedir? İnsan olmak, insan olmak. O kadar sınırda durduk oysa. İçimizde ukde kaldı başka sınıfların bayrakları. Söze ne hacet der Çağrı'nın sahibi. O söylemişse gelen kıyamet bile olsa sadece fidan ekmeye duralım.

Evet biz konuşmayız, konuşursak  yeri geldiğinde konuşuruz. Öyle zamanlar vardır ki dervişliğin hükmünce iade edersin söylenenleri. Yıkıldığın gibi ayakta kalmayı bilirsin. Doksan dokuz isminle usulen geldi kış. Aynı evdeki misafir gibi. Ne yer ne içeriz. Bu kalabalık mekanlarda söze durmayı öğreniriz. Söze durmak sözü kuşatmak demektir. Oysa söze durmak sözünde durmaktan geçer. Eğer o gün sözünde durunca kazanıyorsak bu iyi bir kazanıştır. İnsanca bir hak ediştir. Mazeretsizliğin çaresizliğinde durursan kendine gelmeye başlarsın.

Zaman ve mekan insanın bir türlü iki yakasını düzeltmesine izin vermiyor. Yarı uykusuz yarı sarhoş dolanıyorsun sokak ortalarında. Önüm, arkam, sağım, solum hep birbirine geçmiş. Vaziyetim per ü perişan. Nereye dönsem hep aynı yüzler. Biliyorum benim de bir çıkış yolu var. Ama bir sürünün peşi sıra değil. 

Boğazım yanıyor, hâlim perişan. Renkli fotoğraflarda yerim yok benim. Bırakın siyah beyaz fotoğrafların sükunetinde huzurlu yaşayayım. Siyah beyazın asaletinde, zarafetinde.

Defterlerin kaybında insan kayıplarının izlerini sürmek mi? Bırakın çocuklarımız dilediklerince yaşasın derken tanıma, neyi tanıma? Önce benliğindeki beni tanı. Nereden geldiğini iyice belle, nerede durduğunu bul, nereye gideceğini bil. Her kayboluş bir yitiştir aslında. Bunu unutma.

Bak hiçbir şey bildiğin gibi değil, ezberindeki gibi hiç değil. Ezberbozanlara ihtiyacım var. Ezberbozmak  dayımlar gününden varmış. Bilemedik ama biz bilemesek de arafta kalanlar bilir. Arafta sıkışıp kalanlar. Ne sen olanlar ne de ben, ne de siz, ne de onlar..

Asrın kayboluşunu yaşıyoruz bir de yalnızlığını. Bu yalnızlıkta kimseler konuşmuyor.  Sözü hakkı olana teslim etmiyor. Bu yüzden yaşamıyoruz. Yaşadıklarımız birer suret adeta.

Bilmediğimizde çabuk kayboluruz, bildiğimizde ise haykırıyoruz. Bilmenin de bir adabı mı yok muydu? Adapları nerede terk ettik, herkes bir toplansın başında. İnsanı hatırlasın, insanla tamamlansın.

ÖNCEKİ yazı
SONRAKİ yazı
{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

Powered by BilgiSoft