İdris Koç

İdris Koç

BAY PROTOKOL
İdris Koç'un ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Psikolojik Şiddet Daha Çok Acıtıyor

Eklenme : 23.9.2020 00:00:00
Görüntülenme: 605

Geçen hafta Halil Sezai'nin ve komşusunun çocuğunu döven karı-kocanın şiddetini konuştuk. Yani fiziksel şiddeti. Her gün yüzlerce-binlerce benzer olay yaşanıyor. Ama bunlar sosyal medyaya ve basına yansımadığı için arada kaynayıp gidiyor. Ateş düştüğü yeri yakıyor.

Oysa bu memlekette her gün bu fiziksel şiddetin en az üç-beş katı da psikolojik şiddet yaşanıyor ve maalesef hiç konuşulmuyor, yazılmıyor ve tartışılmıyor.

Halil Sezai'ye tepki göstermek kolay, çünkü bir faturası yok. Her gün şahit olduğumuz psikolojik şiddete kaçımız tepki gösteriyor? Kaç kişi bulunduğu ortamda haksızlığa uğrayan, mobbinge uğrayan, baskı gören arkadaşı veya meslektaşı için sesini çıkarıyor? Sosyal medyada durup durup "İpliğinizi pazara çıkaracağım, açıklayacağım." diye dayılık yapanlar, neden bir tek cümle etmiyor?

Çünkü biz kolayını ve rahatımızı bozmayacak olanı tercih ediyoruz. Çünkü biz "bana dokunmayan yılan." masallarıyla büyütüldüğümüz için suya sabuna dokunmayı sevmiyoruz. Oysa yaşamın her noktasında o kadar çok insan psikolojik şiddete uğruyor ki.

Ve ne yazık ki psikolojik şiddet, fiziksel şiddetten daha fazla yaralıyor, daha fazla acıtıyor. Daha fazla utandırıyor. Hatta kalp krizinden öldürüyor.

Uygulayana bağlı olarak kurumsal bir nitelik kazanan psikolojik şiddet, maalesef her geçen gün artıyor. "Her dönemde vardı." denilebilir. Ancak liyakatsiz, ilişkilerini kullanarak bir yerlere gelen, koltuğunun hakkını veremeyen, sırtını dayadığı insanların iradesiyle iş yaparak o koltukta kalmaya çalışan ve koltuğunu korumak için her yolu mubah görenlerin yaptıkları yenilir yutulur şeyler değil.

Sürekli görev yeri değiştirilen, uydurma iddialar ile soruşturma açılan, sosyal ve mali hakları verilmeyen, adaletsiz paylaşımla iş yükü altında ezilen, toplum içinde hakarete uğrayan, hakkında dedikodular uydurulan, keyfi ve hukuksuz işler yapmaya zorlanan, geçerli bir neden yokken görevinden alınan, hakkında çıkarılan dedikodular ile itibarsızlaştırılan o kadar çok insan var ki. Hatta baskılara dayanamayıp aylıksız izne ayrılmak, tayin yazıp gitmek ya da istifa etmek zorunda kalan nice insan var.

Acı olan kimsenin buna bir ses çıkarmaması. Herkesin; meselenin çözümünü mağdurun kişisel mücadelesine bırakması. Güce göre pozisyon alması, rüzgarın yönüne göre istikamet alması, çıkar ilişkilerine göre hiza alması. Çünkü freni patlayan bu yöneticilerin gazabından herkes korkuyor, arkadaşını kurtarmaya çalışırken kendisi kamyonun altında kalmak istemiyor.

Peki, kimler psikolojik şiddete uğruyor? Kimler, nelere maruz kalıyor?

Bozuk olan düzene ayak uyduramayanlar bir şekilde baskılanıyor. Üreten, sorun çözen, çaba sarf eden bir şekilde pasifize ediliyor. Göz yummayan, es geçmeyen, bana ne demeyen, başkalarının görmezden geldiğini gören, haklının yanında olan, hedefleri ve hırsları için engel görülen, kıskanılan kişiler bir şekilde hedef gösteriliyor.

Kurulan düzenin değirmenine su taşımayanlar, bir şekilde pes ettirilmeye çalışılıyor. Birilerinin talimatı doğrultusunda iş yapmayanların emeği, makamı ve unvanı lekelenerek, yani itibar suikastiyle yok edilmeye çalışılıyor. Direnen, bozuk düzene ve bu düzenin devamı için fedailik yapanlara baş kaldıranlar, onuruna ve namusuna yapılan saldırılar ile bir başka suikaste kurban gidiyor.

Hak edişleri ödenmiyor, hakkı olan izinler verilmiyor. İş yükü altında pes etmeye ya da "teslim" bayrağı çekmeye zorlanıyor. Sürekli tedirgin edilerek hata yapmaya zorlanıyor. Olmazsa, uydurma tutanaklar ile emekli olmaya ya da tayin yazıp gitmeye zorlanıyor.

Sonuç ise vahim. Psikolojik şiddet arttıkça bu insanlar huzurunu, hakkını, sağlığını, onurunu, itibarını kaybediyor. Baskı çekilmez bir hal aldığında ise maalesef hayatını kaybediyor. Biz de eli-kolu bağlı oturuyoruz. Toplum olarak sesimizi çıkaramıyoruz. Aynı akıbete uğramaktan, artçı depremlerin altında kalmaktan ve sıradaki kurban olmaktan korkuyoruz.

Bir başka acı durum da üst yöneticilerin, kendilerini korumak adına sorunlarla yüzleşmek istememesi ve olup bitenleri görmezden/duymazdan gelmesi. Maalesef bu durum, psikolojik şiddet uygulayanları daha da cesaretlendiriyor. Mağdurları daha da kimsesiz bırakıyor.

İşte tuzun koktuğu nokta.

Herkesin bildiği bir söz vardır: "Allah yarına bırakır, ama yanına bırakmaz."

Eğer bir gün, "Boynuzsuz koyun, boynuzlu koyundan hakkını alacak." ise, bu zulmün sahipleri o çok sevdikleri koltuklara yaslanıp bir kez daha düşünmeli:

"Bu ah, bir gün gelir beni bulur mu?"

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu
Powered by BilgiSoft