İdris Koç

İdris Koç

BAY PROTOKOL
İdris Koç'un ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Olmayana Takılıp Olanı Da Kaybetmek İstemiyorum!

Eklenme : 20.01.2021 00:00:00
Görüntülenme: 1011

Yoğun geçen bir haftanın yorgunluğu ile akşam yemeğine otururken oğlum Ümit, "Baba sana bir video izleteceğim." dedi. Ben ise bir an önce yemeği yiyerek dinlenme hayali kuruyordum. "Oğlum, şimdi değil." dediysem de Ümit videoyu başlatıverdi.

Videoda Sarıkeçili Yörüklerinin yaşamı anlatılıyor. Sarıkeçili Yörükleri; Nisan ayı başında Toroslar'a çıkarak yazı Seydişehir, Bozkır, Taşkent ve Karaman yaylalarında geçirdikten sonra Eylül ayında tekrar sahillere iniyorlarmış.

Türklerin Orta Asya'dan Anadolu'ya geldiği tarihten bu yana bu konar göçerlik devam ediyormuş. Bir devlet politikası olarak kıl keçisi beslemeleri ve yaylaları kullanmaları sürekli engellenen Sarıkeçili Yörükleri'nin sayısı yüz seksen haneye kadar düşmüş.  Bu son konar göçerler de yakın zamanda yerleşik hayata geçme planları yapıyormuş.

Yüzü kışın soğuktan, yazın güneşten yanan; kalbi doğa kadar temiz, gönlü yaylalar kadar geniş bu insanların sesine kulak veren çıkar mı bilinmez. Konar göçer Yörük kültürünün bu son temsilcilerinin yok oluşuna göz yummayan duyarlı yetkililer çıkar mı bilinmez. Yerleşik hayata geçen Yörüklerin kaçı kıl keçisi yetiştirmeye devam eder bilinmez. Anlaşılan binlerce yıllık bir kültür yok olmak üzere.

Yörükler şikayet eden değil, ellerindeki ile yetinmesini bilen insanlar. Günlük yaşam onlar için hem zor hem de huzurlu. Herkesin bir görevinin olduğu yaylada kimi hayvan otlatmakla kimi kilim dokumakla kimi de temel ihtiyaçların karşılanmasıyla görevli.

Bir Yörük kızı olan ve eşini trafik kazasında kaybettikten sonra küçük kızı ile yaşama tutunmaya çalışan Özgül, "Zor mu Yörük kadını olmak?" sorusuna şu cevabı veriyor: "Zor olsa da yapacak bir şey yok. Hayat bir şekilde devam ediyor. Ben böyle bir hayatım olduğu için kendimi şanslı buluyorum. Zor olsa da bana bir nimet gibi geliyor. Yorgunluk elbette geçip gidiyor. En azından gürültüsüz, patırtısız bir hayatımız var."

Muhabir; "Çadırda değil, şehirde yaşamak ister miydin?" diye soruyor. Özgül'ün cevabı; stres altında yaşayan, antidepresan kullanan, pazartesi sendromu ile haftaya başlayan ve elindeki her türlü imkana rağmen mutlu olamayan şehirli insanın eksiğini yüzümüze vuruyor: 

"Şehirde sabah, akşam ne zaman oluyor bilmiyor insan. Güneşin milim milim yer değiştirişini görmüyor ve vaktin tadını alamıyorsunuz. Geçtim ki yediğinizin, içtiğinizin tadını alsanız. Burada güneşin yön değiştirişine göre günü planlıyorsunuz. İşte o zaman insan yaşadığının farkına varıyor. Burada insan gününü güneşe göre yaşıyor ve 'yaşadım" diyebiliyor. Zor olsa da ben burada yaşamak isterim."

Yörük çocuklarının, hayatı etrafındakilere bakarak öğrendiğini söyleyen Özgül; elindeki ibrik ile çay bardaklarını yıkarken muhabire bilgece cevaplar veriyor. O konuştukça doyumsuzluğumuz, sorumsuzluğumuz, arsızlığımız, mutsuzluğumuz gözlerimizin önüne geliveriyor. O elindeki bardakları bir avuç suyla gıcır gıcır yıkarken, içimiz cız ediyor. Bir farkla ki, acınası halde olan Özgül değil; bizleriz.

İnsanın keyfine göre değil, ihtiyaçlarına göre hareket etmesi gerektiğini söyleyen Özgül; "Her zaman keyfine göre hareket etmek olmaz. Elbette insanın hiçbir istediği olmazsa mutsuz olur. Ama her zaman o olsun, bu olsun diye nefis peşinde koşulmaz. Elindekiyle yetinmeli insan. Düşününce ömür uzun gibi geliyor ama uzun değil; mutlu olduğun kadar yaşamalısın. İlkel bir felsefe gibi gelebilir ama karnın doyuyorsa ve sevdiklerin de yanındaysa, bu mutluluk için yeter." diyor.

O kadim kültürün irfan aktarımıyla yetişen ve bize hayat dersi vermeye devam eden Özgül, eşini kaybeden bir kadın olarak hayata tutunma çabasını da şöyle anlatıyor: "Eşim rahmetli oldu. İnsan bir yerden sonra anlıyor ki, ne kadar bilgi, mevki, makam sahibi olursan ol; sevdiğin işi yapamıyorsan ya da sevdiğin insan yanında değilse, elindeki ile mutlu olmayı öğrenmeli ve bütün zamanını yanındakilere ayırmalısın. Benim de her şeyim kızım Berra."

Eşini kaybedişinin hayatında bir dönüm noktası olduğunu ve yaşadıklarının kaderi olduğunu söyleyen Özgül; "Artık olmayana takılıp da olanları da kaybetmek istemiyorum." diyerek bitiriyor sözünü.

Aşık Daimi'nin "Ne ağlarsın benim zülfü siyahım" türküsü eşliğinde; yanık yüzlü bu Yörük kadını ve kucağındaki boncuk gözlü kızı Berra'yı izleyince eminim ki sizin de gözleriniz yaşaracak.

Sahip olduğumuz her türlü imkana rağmen mutsuz olan bizlere, eksik yanımızı hatırlatan bu bilge Yörük kadını Özgül'e selam olsun.

20.01.2021

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

Powered by BilgiSoft