İdris Koç

İdris Koç

BAY PROTOKOL
İdris Koç'un ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Nerede Kaldı İdealizm?

Eklenme : 24.6.2020 00:00:00
Görüntülenme: 449

Şevket Süreyya Aydemir, ihtilalci fikirleri nedeniyle tutuklanıp on yıl hapse mahkum edilerek Ankara hapishanesine hapsedilir. Buradaki mahpuslar akşamları odalarda toplanıp kendi aralarında tartışmakta, konferanslar düzenlemekte; ihtilalci fikirlerini parlatma, paylaşma ve kendi mücadelelerinin doğruluğunu ispatlama fırsatı bulmaktadırlar.

O gün de "ihtilalciliği meslek haline getirmek" konulu bir konferans için yan odalardan birinde toplanılır. Konuşmacı tıp fakültesi son sınıf öğrencisi iken tutuklanan profesyonel bir ihtilalcidir. Herkes odada toplanır, ranzalara ve yere serilen kilimlere bağdaş kurularak oturulur. Konuşmacı için bir kürsü hazırlanır. Ve nihayet konuşmacı söze başlar:

"Arkadaşlar profesyonel ihtilalcilik kapitalizmin bir mahsulüdür. Yalnız bizim saflarımız arasında bulunur. Kendini kayıtsız şartsız inkılaba veren kişi demektir. Onda gelip geçici dünya nimetlerine tam manası ile göz yummak, kendisini yalnız dava için feda etmek asıldır. Esasen davası için hayatını ortaya koyan bu insanüstü bir mahlukun günlük nimetler ve insanı o kadar aşağılaştıran bir takım menfaat bağlarıyla ne alakası kalır?"

Konuşmacı konferansı nefsine güvenen bir mücahidin ateşli heyecanı ile devam ettirirken, dinleyiciler sözlerini doğrulayıcı bir eda ile takip etmekte, bazıları da bu sözleri unutmamak için defterlerine kaydetmektedirler. Konuşmacı sözlerini bitirirken kapı açılır. Açılan kapıdan daha önce onları ziyarete gelen bir genç, bir jandarma onbaşısı ve sonra sırtında bir şeyler taşıyan bir gardiyan odaya girer.

Gardiyan sırtındaki yükleri odanın ortasına koyduğu zaman bunların yeni portatif karyolalar olduğu anlaşılır. Herkes sevinir, çünkü dört mahkum yerde yatmaktadır. Karyolası olmayanlar teşekkür etmek için ziyaretçinin etrafını aldıkları sırada herkesi şaşırtan bir olay yaşanır.

Biraz önce konferans veren profesyonel ihtilalci bu halkanın arasından sıyrılarak kendi karyolasının üzerinden şiltesini, eşyalarını kaldırır, altındaki karyolasını söküp toparlar ve odanın ortasındaki yeni karyolaların yanına bırakır. Sonra yeni bir karyolayı alarak kendi yerinde açıp kurar, şiltesini ve eşyalarını bunun üzerine yerleştirir. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi sakince arkadaşlarının arasına karışır.

Herkes suskundur, bir o kadar da şaşkın. Biraz önce nutuk çeken profesyonel ihtilalcinin, yani kendisinin geçici menfaatlere yüz çevirmek vasfını o kadar güzel anlatan bir mücahidin bu hareketi herkesi hayretler içinde bırakmıştır. Davası için hayatını bile feda edebilecek olan ateşli ihtilalcinin, insanı aşağılaştıran menfaat ilişkileri ile bir bağı olmayan insanüstü mahlukun tılsımı çok çabuk bozulmuştur.

Birkaç liralık bir portatif karyola, hatta kullandığı karyolaya göre biraz daha konforlu olan bir karyola bütün idealizmi yıkıp geçmiştir.

Bu olay; Şevket Süreyya Aydemir'in hayata bakışını, yaşam felsefesini, siyasi düşüncesini değiştirmesine neden olur. Demek ki, hep beraber olmanın verdiği bu kolektif ruh cesareti; ferdin şahsına, rahatına ve menfaatine ilişkin durumlarda kolayca kuvvetini kaybetmektedir. Bunu fark eden Aydemir, kendisine şu soruyu sorar:

"Acaba hayat onun dilediği gibi akar da bir gün bu kapılar açılır ve ona 'Buyur arkadaş, artık söz senindir. Vadettiğin dünya cennetini yap." derlerse ne olacaktı? Tabii o zaman o küçük karyola büyüyecek, büyüyecekti. Süslü, ipekli yatak odalarına, yaldızlı salonlara, pahalı marka otomobillere, güzel kadınlara, köşklere inkılap edecekti. Bunlardan her biri bir taraftan göründükçe, idealist inkılapçı etrafını saran yoldaşları arasından hafif hafif sıyrılarak yahut onları bir tarafa iterek kendine açılan altın sedirlere mi koşacaktı?"

Şevket Süreyya Aydemir'in 100 yıl önce tecrübe ettiği bir askeri, sosyal ve siyasi mücadele sonunda hayata ve bu mücadeleye bakışını değiştirmesine neden olan bu olay, bize çok mu yabancı? Profesyonel ihtilalci olan bu konferansçı, bize kendisini davanın ve memleketin sahibi olarak görüp elit mekanlarda ve pahalı koltuklarında nutuk atan nicelerini hatırlatmıyor mu?

100 yıl önce ya da 100 yıl sonra. İnsanın tutum ve davranışları, ilgi ve ihtiyaçları, hayata ve şahsi çıkarlarına bakışı değişmiyor. O ya da bu siyasi görüşü benimsemesi, o ya da bu dine mensup olması da bunu değiştirmiyor.

İnsan, her koşulda ve ortamda, her imkan ve makamda kendisine yetecek ahlaki değerlere sahip değilse; toplum olarak her bir ferdimize bu bilinç ve sorumluluğu aşılayamamış isek, bugün kimin ne konuştuğunun, kimin hangi fedakarlığı yaptığının,  kimin hangi şeye inandığının, kimin hangi davanın insanı olduğunun bir anlamı yok.

Egosunu, hırslarını, arzularını dizginleyemeyenlerin kolektif ruh cesaretiyle yaptıklarının, söylediklerinin bir önemi de yok.

Galiba insanın gerçek yüzü, bir ruh hali bozulduğunda bir de imkan ve makamla buluştuğunda ortaya çıkıyor.

Galiba, şarabı bilmeyenin tövbenin güzelliğinden bahsetmesinin bir inandırıcılığı da olmuyor.

24.06.2020

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu
Powered by BilgiSoft