İsmail Zorba

İsmail Zorba

SÖZÜN EŞİĞİNDEN
İsmail Zorba'nın ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Karabağlar Sevdası

Eklenme : 28.7.2020 00:00:00
Görüntülenme: 300

"Karabağlar'da çocukluğu geçen her Muğlalının kendine özgü ne hikayeleri ne maceraları vardır kim bilir? Düşünüyorum da irimler arasında geçen bir orman üzümünün hikâyesi bile bu kadar tatlı esinti bırakıyorsa anılarında diğer hikâyeler herhalde efsaneleşmiştir. Karabağlar şehre bir o kadar yakın amma velâkin bir o kadar uzak bir hayat bağışlar insana."

Havaların sıcaklığı beni Karabağlar'a çekiyor: Yaylamıza!.. Yayla dendi mi ayrı bir sevda taşır yürekler. Karabağlar'ın sevdası anlatılmakla bitmez, illa ki yaşamak gerekir. Baharın ılık nefesini hissettiğinizde yayla buram buram tüter gözünüzde. Karabağlar'ın sakinliğini, huzurunu bir kenara bırakalım; insana neler hissettirdiğine bakalım. Benim gözümde Karabağlar'da insanın üzerine değen tılsımla burada yaşadığı zamanın ötesinde bir şeyler bulur insanlar. Sanki dünyadaki cenneti burada bulmuştur. Hiç bitmeyen masallarını burada yaşamıştır. Her şeyin ötesinde bülbül sesleriyle, bitmeyen yeşiliyle, tertemiz havasıyla ve serin ve dupduru sularıyla yayla kişiye özel bir hayat sunar.

Yaşanan bunca güzelliğe hiç emek verilmeden kavuşulabilir mi? Sevgi emek ister. Karabağlar sevdası yüreklere öyle sökün eder ki yaşanılan hiçbir zorluk zahmetten sayılmaz. Sevilerek, istenilerek yapılır bütün işlemler. Oysa yaylanın işi biter mi? Hele masrafı biter mi? Yapılan onca emeğin karşısında yapılan masraflar göz önünde bulundurulmaz.

Karabağlar'da alınan bir nefesin bile kıymeti her şeye bedeldir. Muğla'da şehir yaşamı bugünkü gibi kalabalığın ve gürültünün boğuculuğunda değildi. Kendine has; bir o kadar munis, bir o kadar huzurlu bir yaşam ritmi vardı şehrin. Bir Muğlalıya baktığınızda şehrin yüzünü de görürdünüz. Hiçbir mekanda bulamayacağınız bir gülümseme, sükunet ve rahatlık. Hatta şehrî bir bilgelik de vardır Muğlalının parlak bakışlarında. Çünkü şehrin kendine has bir iklimi, bir ruhu vardır içinde yaşayanlara sirayet eden.

Ve bu güzel şehrin içinde sırladığı bir cenneti vardır: Karabağlar! Karabağlar deyince aklıma irimler, kesikler geliyor. Ve kesikleri saran orman üzümlerini toplamaya çıkışımız. Günümüzde böğürtlen dediğimiz orman üzümleri ham beyazından pembeliğe geçerken olgunlaşmaya yüz tutar koyu bordo renge yakın bir renk aldığında ballanır ve doyulmaz bir nefasette tat verir. Ama orman üzümünü toplamak hiç de kolay değildir. Güle sevdalanan bülbüller gibi dikenlerle mücadele etmek gerekir. İrimlerin arasında çocukluk seyahatlerimizde en çok orman üzümünü kim toplayacak yarışının en erken kaybedeni hep ben olurdum. Topladığım orman üzümlerini atıştırmakta kendimi kaybederdim. Elimde de bir avuç yarısı erimiş orman üzümü kalırdı. Eve vardığımızda elim yüzüm palyaçolarınki gibi olurdu.

Karabağlar'da çocukluğu geçen her Muğlalının kendine özgü ne hikâyeleri ne maceraları vardır kim bilir? Düşünüyorum da irimler arasında geçen bir orman üzümünün hikayesi bile bu kadar tatlı esinti bırakıyorsa anılarında diğer hikayeler herhalde efsaneleşmiştir.

Karabağlar şehre bir o kadar yakın amma velakin bir o kadar uzak bir hayat bağışlar insana. Şehrin şırkından kurtulmak, bir tatlı huzur almak adına kısa bir anlığına nefes almak bile Karabağlar'ı bir insan için ne kadar özel kılar değil mi? Şehrin içinde sırlanmış bir efsun yeridir Karabağlar. Bir bakıma şehrin efsanesidir.

Geçenlerde sevgili dostlarım Nail ve Münevver Ongun'u Gökkıble'deki evlerinde ziyarete gittim. Karabağlar sevdalısı bu çiftin gözlerinde, yüzlerinde, duruşlarında ayrı bir hayat okunuyordu. Karabağlar bu insanlara hayat içinde başka bir hayat katmıştı. Mutluydular, huzurluydular, doygundular ve hayattan bir tatlı huzur almış gibiydiler. Onları bir fotoğraf kadrajına hapsedemezdim ama bir tablonun içerisinde betimlediğimde renklerle mutluluğun tarifini de yapabilirdim. Söze değmeyen güzellik arayışını bulmuş bir demin tamamlanışında saklıydı sanki. Onların Karabağlar sevdası sözden dem alıp güzelliklere bezenmiş hatırlara, hikâyelere aktarılmış hatta birer esere dönüşmüştü.

Ve bu ziyaret esansında ismini sık sık duyduğum şair-yazar ve bestekar Hamdi Topçuoğlu ve değerli eşini de tanıma bahtiyarlığına eriştim. Fotoğraf karesine almayarak aflarına sığınacağım diğer gönül güzeli insanları sırlayacağım. Karabağlar tablosunda Hamdi Bey ve eşinin yeri ayrı. Çünkü onların Karabağlar sevdaları daha taze hatta körpe. Karabağlar'da çok yeniler ama Karabağlar ruhlarına çoktan nüfuz etmiş. Bağlarına, çiçeklerine, meyve ağaçlarına ve de evlerine kadar anlattıkları her bir paylaşımda sanki kırk yıllık Karabağlar sakiniydiler.

Dedik sevdadan söz aldık mı mana hükmüne erişir. Tabiki Karabağları anlatırken şairliğinden bestekarlığına yol veren Hamdi Bey başka bir lisana geçmişti. Aşk dile gelmiş söz, nağmesini beste dile gelmişti. Hatta bir ara, "Karabağlar, Karabağlar / Yâr yüreğin kara bağlar" sözleriyle başlayan bestesini dinletmişti de Karabağlar'ın yüreklerde bir sevdadan öte kara bir sevda olduğuna daha bir inanmıştım.

Hamdi Bey'in bestesini dinlerken  bir rüzgar esti yollardaki tozu kaldırdı, tozun arkasında çocukluğumun Karabağlar'ı canlandı. Kuyumuzdan pancar motoruyla tarlamıza, arıklara aktardığımız suyun güneşin altında harlanmış toprağa can verişi hayat buldu. Can suyu deriz ya arıklara ulaşana kadar suyun yolunu buluşu patlıcanından bamyasına, kabağına, biberine, bağa ve bostana kadar ulaşması susuz yüreklerin suya kavuşmadaki aşkını anlamımıza vesile oluyor. Su başlıbaşına bir hayattır.

Karabağlar'da akşamın serinliğinde suyla tamamlanan serinliğin yanında başka bir güzellikle mana bulan bir mutluluk anı vardır. Lüküs lambası ışığında kurulan sofralar ve o sofranın öncesinde ve sonrasında yapılan sohbetler. Ben dinlemeyi o yüzden çok severim. Hem insanları hem de tabiatı.

Karabağlar'ı bir kere dinlediniz mi bir dostu dinlemiş gibi olursunuz. Hem de yürekten seven bir dostu. Karabağlar'dan uzakta kalmışsanız gurbete düşmüş bir âşık gibi boynunuz bükük kalır. Bir dosttan uzak kalmanın yalnızlığı da diyebiliriz buna.

Söz Karabağlar'a düştü mü ben öznesiyle yapılan ifadelerde söz istikametinden uzaklaşıyor. Bir karağacı ya da kargeci anlatmaya başlasanız, bir kesikten, irimden söze başlasınız, bülbüller derken söz nihayete ermiyor. Maksadım  yazımda Karabağlar'ı ruhunda yaşayan insanların gözünden anlatmaktı ama sözü bir yerde ben öznemiz çaldı, aldı başını nerelere götürecek bilemiyorum. Hamdi Bey'in sözleriyle nihayet verelim, ustamızın yüreğine teşekkür edelim. "Karabağlar, Karabağlar / Yâr yüreğin kara bağlar" Ve bu güzel besteyi her dinlediğimizde Karabağlar'ın huzuruna, serinliğine hatta kara sevdasına teslim olalım.

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu
Powered by BilgiSoft