İsmail Zorba

İsmail Zorba

SÖZÜN EŞİĞİNDEN
İsmail Zorba'nın ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Karabağlar'ın Hüzün Yüzleri

Eklenme : 20.10.2020 00:00:00
Görüntülenme: 392

"Karabağlar'da yürüyenler yaylanın tozuna bulanmadan hakkını veremez yolların. Ben yaylanın tozunda çocukluğumun kokusunu duyuyorum. Dr Fevzi Koçer'in evinin bulunduğu duraklardan kalkan yayla arabalarından, irimlerin arasında kaybolup gittiğimiz oyunlarımıza sinmiş bu yolun tozları. Bu yolun tozu her yanıma serpiliyor, sanki çocukluğumla kucaklaşıyor."

Karabağlar hazanın hüznünde demlenirken, sarı çiğdemler göçe hazırlananları uğurlarken, yayla bülbüllerinin figanları akşam demlerini tutmuşken, önce bahçelerden sonra kesiklerden ve de ağaçlardan sıyrılan yeşillikler yerini hüznün renklerine teslim ediyordu. Karabağlar her mevsim ayrı duyguların renginde tamamlar kendini. Karabağlar, sudan toprağa, topraktan tabiata, tabiattan insana hüzünden sevince tamamlanan hikayelerle ağırlar misafirlerini.

Keyfoturağı'ndan Süpüroğlu'na giden yolda paylaştığımız şenlik hikayeleri Hacıahmet'ten Kadı Kahvesi'ne tuttuğumuz yol üzerinde yerini hazan hüzünlerine bıraktı. Yalnızlığın kanatlarını takmış yaş almışların hüznünü yaşıyoruz Hacı Ahmet'te.

Hacıahmet'te bakımsız kalmış bir mescit, yanında terk edilmiş viraneliğin yalnızlığında bir kahve.. Minare yıkılmış mihrap yerinde derler ya; mekan güzellikliğinden emareleri taşımaya devam ediyor. Hacıahmet hala ayakta, hala direniyor.

Ve güzün temsilcisi kuru yapraklar doldurmuş her yeri. Hacıahmet'te namaza duran eller yitip gitmiş, kahvesinde kahkahalar attıran şen diller susmuş. Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil hesabı bu kayboluşa dur diyememenin çaresizliği bir sessiz çığlığa dönüşüyor içimde. Hacıahmet'in sevdalıları hikayelerini dillerinden düşürmüyor.

Oysa ki Karabağlar'da son zamanlar yenilenen, restore edilen, yeniden hayata çıkan yurtlar, evler de yok değil. Ama tüm yenilenmelere Karabağlar öksüz çocuklar gibi başı öne eğik, sessiz sessiz hıçkırmakta. İçini çekmekte. Geçmiş günlerin özleminde direniyor geçip giden zamana.

Tek kişi kalsak da sevgin gönlümüzde hep yaşıyor, adın geçtiğinde yüreğimiz pır pır atıyor. Yaşattığın tüm güzellikler adına sana olan vefamızda sadığız. Hacıahmet'in hastalığı teşhis olalı ne vakit geçmiş. Ama tüketilecek, boşa geçirilecek zamanı yok. Bir ses bekliyor hayat müjdesi verecek, bir omuz bekliyor başını yaslayacak. Biz seni hiç terk etmeyeceğiz. Bu hazan seninle yaşadığımız kırık hikayelerle bağlandık sana. Ama gözyaşlarımızı akıtmayacağız. Gün batımında yeni güneşler doğacak yüzünde.

Hacıahmet'e veda ederken son bir kez dönüp bakıyorum mescite, kahveye ve hala kulaklarımızda tınısı kalan geçmiş zamanların mutluluk hikayelerine. Ve yolumuz Narlı'ya gidiyor, dar yollardan geçiyoruz, tozlu yollardan. Karabağlar'da yürüyenler yaylanın tozuna bulanmadan hakkını veremez yolların. Ben yaylanın tozunda çocukluğumun kokusunu duyuyorum. Dr Fevzi Koçer'in evinin bulunduğu duraklardan kalkan yayla arabalarından, irimlerin arasında kaybolup gittiğimiz oyunlarımıza sinmiş bu yolun tozları. Bu yolun tozu her yanıma serpiliyor, sanki çocukluğumla kucaklaşıyor.

Narlı Kahvesi'nin tam köşesinde şimdilerde yıkılıp yitip gitmiş çeşme ve yalağını arıyor gözlerim. Her daim akan suyun sesi, yolların kalkan tozları arasında çölde bir serap gibi kulaklarıma unutamadığım masalları taşıyor. Kahve sahibi aynı zamanda kasaplık da yapan Nevrez Amca'nın davudi sesini duyuyorum. Kahve dolup taşıyor, yarenler buluşmuş. Kahvede bir de dükkan vardı; hafızam duruyor bu noktada. Yakında Narlı Kahvesi de belediyece restore edilecekmiş. Bu tabelayı okurken bu virane mekanı terk eden bülbüllerin burada aşk nağmeleri terennüm etmek için haber beklediklerini düşünüyorum.

Buradaki yurdumuzu babam satalı kırk beş yıl olmuş. Dile kolay bir insan ömrü. Çocukluğumun gözyaşları sarıyor ruhumu, hıçkırıyorum. Gözlerimizde yaşlar, yüreğimize sökün eden acılarla veda etmiştik yurdumuza. Ne zaman yolumuz buraya tesadüf etse başımızı çevirir bakmaya dayanamazdık. Mal canın yongasıdır derler, bu yonga hepimizde acı izler bırakmıştı. Bu yerin mutluluk hikayeleri çocukluğumun en güzel hatıraları arasında yer almıştır.

Ve yurdumuzun girişindeyim. Evimizin duvarlarına dokunuyorum. Kapıdan içeri girdiğimizde evin önünde bir ceviz ve bir nar ağacı bıraktığımız gibi duruyor. Babamın  suyunu bulmak için yıllarını verdiği kuyusuna gitmek istiyorum. Evin sadık dostları bırakmıyorlar, havlıyorlar ama kibarlar, hırlamıyorlar. Ne diyelim bu kadarı da yeter, tüm mutluluklar yarım kalmaya mahkum değil mi?

Kadı Kahvesi'ne yol alırken Kozlu'dan geçiyoruz. Mescidi restore edilmiş, mekan can bulmuş ama koca çınarın altındaki kahve yıkıntılık. Mescit kahvesiz yalnız kalmış. Yollar bugün hep hazan hüzünlerine çıkıyor. Ve boğazımda son düğüm, tıkanıp kalıyorum.

Onca güzelliği ve ihtişamıyla Kadı Kahvesi karşımda. Ama aklımda hıfzettiğim Kadı Kahvesi'nin hikayeleri babamın ve büyüklerimin anlatımında ihtişamlı ve güzel. Gençler burada oturacak yer bulamazmış, büyüklerin yanında nasıl oturacaksın? Ya büyüklerin bile oturacak yer bulamayacak kadar rağbet ettiği bir zamanların bu gözde mekanı nasıl oldu da bu hale geldi.

Karabağlar'da nice güzel mekan camisiyle, kahvesiyle restore edilirken bu güzel mekanlar niye terk edildi? Kimlikleri ve hatıraları göz ardı edildi? Kadı Kahvesi'nin kahvesi başlı başına bir genişlikte bir güzelliğe sahip. Hele mescit, kimler geçti bu mekandan. Vakıflar İdaresine bağlı bu mekanların tamamen yıkılıp gözlerden yitik gitmesi mi bekleniyor acaba?

"Camlar şikest olmuş, meyler süzülmüş; sakiler meclisten çekmiş ayağı" mırıldanıp duruyorum. Nereden kulağa takıldıysa bugün evde kalmanın mantıklı bir çözümü yok aslında. Kadı Kahvesi mescidinde çocukluğumun geçmişinde dinamik bir yere. Eşikten atlayıp Kadı Kahvesi mescidinde içeri giremiyorum, yüreğim kaldırmıyor, pes ediyorum. Gözüm bu mekanların güzel insanlarının üzerinde. Umarım her şey gönlümüzce gerçekleşir.

Demek ki Karabağlar'ın hazin yüzü hüzün hikayeleri burada bitmeyecek. Kadı Kahvesi'nden Kır Kahvesi'ne ayrı bir seyir defteri yazmamız gerekecek. Kadı Kahvesi'nin girişinde açan sarı çiğdemlere bakıyorum. Biz hep buradayız; diyorlar sanki. Göçün habercisi çiçekler, yaylanın gerçek sahipleriyle hep buradalar. Beklemeye devam edelim o zaman.

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft