Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz ve diğer yazarlarımızın gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Hazandır, Hazindir, Hüzündür

Eklenme : 17.11.2020 00:00:00
Görüntülenme: 329

Hiç geçmeyecek sandığımız yıllar hızla geçti ve ömrümüzün son baharına geldiğimizden midir nedir, son yıllarda sonbahar daha etkiler oldu bizleri. Sadece bizlerde değil, eski kuşaklarda da aynı duygu varmış ki Yahya Kemal, günlerin kısalmasıyla, Kanlıca'nın ihtiyarlarının sonbaharları hatırlamasını söylemiş şiirlerinde. Bâkî de 16. Yüzyılda bahardan nâm u nişanenin kalmadığı hazan mevsimini dallardan düşen ve ağacın altında bir o yana bir bu yana savrulan sarı yapraklarla anlatmış son baharı.

Baharı yaşadığımız günlerde sadece o anların tadını çıkarıyor ve hiç bitmeyecek mi sanıyorduk ne?... O yüzden yaşadık ve geçti baharlar. Son baharlar da o yaşlarda hızlı geçerdi belki. Belki şimdi de hızlı geçiyor sonbaharlar ama kendisini hissettire hissettire geçiyor artık. Yılın bitişi ile ömrün bitişi üst üste geliyor da ondan mıdır nedir, artık son bahar daha etkili, daha hüzünlü ama "son demler"in tadıyla daha tatlı geliyor.

Attila İlhan da diyordu ya:

Gün döndü geceler uzar hazırlık son bahara

O mahur beste çalar Müjganla ben ağlaşırız

Her son bahar sonun yaklaşması gibidir.

Son güzellikler.

Son sevinçler.

Son mutluluklar.

Son hazlar.

Güz çimeni güzelliği ve güz meyveleri. Alıçlar, ahlatlar, ayvalar, domuz erikleri, çıntarlar, mantarlar. Hepsiyle beraber beynime üşüşen çocukluğum. Beynime üşüşen ve yazdan kalma günlerin devamı olan bahçede yıkanan çocukların üşümesi. Yaramazlıkları. Sırta yenen ev yapımı sabun şaplakları. Üşümemek için dökülen sıcak suyun verdiği haz.

Son üzüm tanelerini ve son tohumları yiyerek gökyüzünde siyah bir desen çizerek bir o yana bir bu yana uçuşan serçeler.

Dut ağacının sararması.

Kavakların sallanarak yaprak dökmeleri.

Şenliğin dağılmasına ve bahçede bir acı yel kalmasına yakın demlerde iliklerimize kadar son baharı yaşamak.

İnsanı içine kapatan kış günlerini anlatmak gelmez içimizden.

Coşa coşa bahar günlerini anlatırız. Dünya edebiyatını bilmem ama bizin Klasik edebiyatımız bir bahar edebiyatı olduğu halde, gene de hüzünlü hazan daha da tesir eder bizlere.

Yaş kemale erince demek böyle oluyor Süheylâ!...

Demek mevsimler de insan ömrü gibi; daha doğrusu insan ömrü de mevsimler gibi. Kışı var, baharı var, yazı var güzü var.

Bahar ve yaz sevincinin arkasından gelen hazan hüznüdür hazin olan. Türkçemiz ne güzel bir isim bulmuştur buna: "güz" ve "son bahar"!...

"Güz". "hüzün, üzüntü" çağrıştıran sesler.

"Son bahar". Bahar bereketinin sonu. Tabiatın eşlik ettiği bir son. Bütün tabiatın katıldığı bir senfoni!... Renk renk!... Kırmızı, sarı, kahverengi, pembe cümbüşü bir senfoni!...

Artık son baharlarımız böyle.

Ne baharımız kaldı ne yazımız!...

Ne Yahya Kemal'imiz kaldı sonbaharları anlatacak, İstanbul'da son bahar toplayan Attila İlhan'ımız. Belki hoyrat olmayan esrik bir son bahar akşamüstünü anlatır Hüsrev Hatemî üstadımız!...

Son bahar melâlinde gönül neler neler ister Süheylâ, bir bilsen ama artık son bahar bizim için hazandır, hazindir, hüzündür!...

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu
Powered by BilgiSoft