İsmail Zorba

İsmail Zorba

SÖZÜN EŞİĞİNDEN
İsmail Zorba'nın ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Gurbette Bayram Günleri

Eklenme : 4.8.2020 00:00:00
Görüntülenme: 578

"Günümüzde Kurban'ı bir vahşet hatta bir cinayet olarak görenler ya da gösterenlerin dayanak noktası kurbanın kesiminin bir ibadet ritüelinden çıkarılması sadece alalade bir kasap kesimi haline dönüştürülmesidir. Her yıl ekranlarda gördüğümüz ya da birebir şahit olduğumuz kesimler kurban karşıtlığını besleyen bu manzaraların ve cehaletin karşılığıdır."

Bir Kurban bayramına daha eriştik. İçimden geçirdiğim duyguları tarif edemiyorum, daha doğrusu tanımlayamıyorum. Ağzımda biraz ekşimsi, biraz buruk bir tat var. Çocukluğumun, gençliğimin vakitlerine eremiyorum, erişemiyorum. Sadece Kurban bayramının şimdiki zamanından çıkıp geçmiş günlerin heyecanında ağzımda şeker tadını hissediyorum. Şimdiki zamanla o günler birbirini bir limonata tadında tamamlıyor. Kurban bayramını idrak ederken biraz hüzün, biraz mutluluk çoğunda da gurbeti içimde taşıyorum.

Salgın günlerinde akın akın insanlar tatil beldelerine taşınırken Kurban bayramını tatil formatında yaşamak istemiyorum. Bayramı bayramın yaşattığı idrak içerisinde yaşamak istiyorum. Bayramın bir et şöleninden de çıkarak o kendine özgü hissiyatında yaşanmasını istiyorum.

Çocukluğumun bayramlarında evde kesilen kurbanlar o hanenin dirliğinin, düzeninin bir sadakası gibiydi. Her kesilen kurbanda çocuk gönlüm sırat köprülerinde ahret yolculuğunu hayal ederdi.

Bayram sabahları erkenden kalkardık, hele telaşı çok olan Kurban bayramı sabahı daha tez kalkılırdı. Sadece bayram sabahları değil genelde sabah vakitleri erkenden kalkma alışkanlığına hatta sevgisine babaannemle alışmışımdır. Rahmetlinin sabah namazını karşılama telaşı ve coşkusu ve sabahın hayrını yaşama coşkusu beni çok etkilemiştir. O yüzden ellili yaşlara geldiğim halde güneşin üzerimde olduğu vakitlerde uyandığımı hatırlamam.

Bayram sabahının telaşı ve heyecanı bir ritüele bağlanırdı. Babaannem bizim ona seslendiğimiz isimle Gadınım'ın ilk işi abdest almak olurdu. Sonra sabah namazını kılmadan şişelere sabahın serinliğinde su doldururdu. Bayram sabahı doldurulan bu suların zemzem hükmünde olduğunu söylerdi. Sabah namazını kıldıktan sonra kurbanlık hayvanın yanında alırdı soluğu.

Ve Gadınım'ın kurbanlık hayvana ilgisi kurbanlığın eve geldiği andan kurban edildiği ana kadar bir emanete dört elle sarılır, bir misafiri en güzel şekilde ağırlar gibi hassasiyetle devam ederdi. Kurbanlığın her türlü bakımı ona aitti. Kurban bayramı sabahına kadar kurbanlığın önünde arkasında dört dönerdi. Onunla konuştuğunu çocuk gibi okşadığını da hatırlıyorum. Gadınım'a bayram sabahı bir hüzün çökerdi. Gözünde yaşlarla kurbanlığın suyunu verdikten sonra helalleşmeye başlardı. Keşke o konuşmaları kaydetseydim. Ama o koçun kesildiği sabah beni yanından hiç ayırmamıştı.

Gadınım, koça suyunu verdikten sonra onunla helalleşmeye başladı: "Sen evimizin bereketi, çocuklarımın sadakası, canlarımızın emanetisin. Yoluna kurban olduğum Rabbim senin safiyetinde ibadetimizi kabul eylesin. Yolun yolumuz pir ü pak olsun. Bize can oldun, canın üzere hakkını helal et, helal et." Sonra tekbir getirip içli içli ağladığını hatırlıyorum. Zannederim Kurban bayramının manasını gerçek anlamda o an hissettiğimi hatırlıyorum. Ve Hz İbrahim'in oğlu Hz. İsmail'i Hak yolunda kurban verme hikayesini ilk kez Gadınım'dan dinlemiştim. İnsana insan olma yolunda rehberlik eden bu kıssada İbrahim olma ile İsmail olmayı ilk kez o zaman idrak etmiştim.

Kurbanın Hakk'a teslim olma ile insan olarak yaratılmanın hakkını teslim etmenin tamamlanması; bayramın manasını da hükmünce yaşamamıza vesile oluyordu. Kurban bayramı bir et ziyafeti ya da şöleni ya da tatil seferberliğine vesile olan bir vakti temsil etmiyordu. İnsan olarak gaflet uykumuzdan uyanıp kendimize gelmemizi, insan olmanın hakikatinde sahip olduğumuz canın gerçek manasını idrak etmemize vesile oluyordu.

Kurban bayramında Gadınım'ın kurbanla vedalaşması, onu kurban edecek kişiye ki çoğu zaman bu işi babam üstlenirdi ayrı bir ritüeldi. Emanet canlar gözümün önünden geçerdi her kurban kesiminde.

Günümüzde Kurban'ı bir vahşet hatta bir cinayet olarak görenler ya da gösterenlerin dayanak noktası kurbanın kesiminin  bir ibadet ritüelinden çıkarılması sadece alalade bir kasap kesimi haline dönüştürülmesidir. Her yıl ekranlarda gördüğümüz ya da birebir şahit olduğumuz kesimler kurban karşıtlığını besleyen bu manzaraların ve cehaletin karşılığıdır. Çoğu kesimde tekbir getirilmediği gibi kurbanlığa gösterilmesi gereken hassasiyetten uzak görüntüler olayı çığrından çıkarmaktadır..

Oysa rahmetli babam kurbanlık hayvanı Gadınım'dan teslim aldıktan sonra okşar, helalleşir tekbirler eşliğinde gözlerini kapatır ve kıbleye doğru yatırdıktan sonra kesime başlardı. Hayvanın kesiminde gösterdiği titizlik ve temizliğe riayeti unutamam. Cana teslim olunan emanete hıyanet olur mu, olmamalı. Kurbanlık da bir emanet değil miydi? Canlar yoluna teslim olan bir can emaneti. Çocuklarımıza bu idraki vermezsek kurban sadece bir kesim olmaktan öteye gitmez. O zaman İbrahimlere, İsmaillere ve de canlara kimlik veremeyiz.

Kurban kesimi bittikten sonra devreye annem girer. Usulünce ve hakkınca parçalara ayrıldıktan sonra ihtiyaç sahipleri, komşular ve akrabalar arasında pay edilirdi. Dağıtma işi evin çocuklarınındı. Kapıları çalışımızla etleri ihtiyaç sahibine dağıtmamızın, dualarını almamızın dışında özellikle durumu olmayan insanların yüzünde gördüğümüz minnet ve şükürün ruhumda yaşattığı duyguları anlatamam. İnsan sıcaklığında, insan şefkatinde, insan merhametinde duygular. Özellikler şefkat ve merhamet diye yazmıyorum. İnsanla tamamlanan bu duyguları yaşamadığımız yaşatmadığımız sürece manası yok.

Ve kurban eti dağıtımının evin çocuklarına verilmesi de manidar değil mi? Çocuklar mahallesinde yaşayan insanların durumunu gözleriyle görecek, yardımlaşmanın, birlik ve beraberliğin hazzını bizzat yaşayacaktı. Günümüz çocuklarının en büyük sıkıntısı sadece adlarını bildikleri merhamet, şefkat, edep, hoşgörü vb duyguları birebir yaşayamamalarıdır. Kurban eti dağıtımında mahallenin çocuğu olma misyonunu da üstlenirdik. Akrabalarımız dışında mahallemizin insanları amcalar, teyzeler, nineler, dayılar, dedeler sıfatlarıyla büyük ailenin bir parçasıydılar. O yüzden mahallenin çocuğu olmak "Biz"den bir parça olmanın ayrıcalığını da yaşatırdı. Geçmiş bayramlarımız bu yüzden "Biz"im bayramlarımızdı.

Bu duygularla eve döndüğümüzde bayramı gerçek manasında idrak edeceğimiz bayramlaşma anlarına gelirdi sıra. Evin büyüğü Gadınım'ın elini önce babam, annem ve yaş sırasına göre evin çocukları öperdik. Sonra babamızın, annemizin. Ben ablamın elini öpmeyi özellikle isterdim. Biraz muziplik olsun diye evin küçüğü olduğumu özellikle ona hatırlatmak adına.  Sonra sıra bayramın bendeki en mutlu hatıralarından birine gelirdi. Bayram sofrasında kavurma şenliği. Her Kurban bayramında aile üyelerinin eksildiği ya da yenilerin eklendiği bu sofralar birliğin de, dirliğin de sembolüydü aslında.

Salgın günlerinde yine boynu bükük bir o kadar hüzünle karşıladık ve idrak ettik Kurban bayramını. Hüznümüze gizli gizli hıçkırıklarımız da eşlik etti. Bayram namazı, kurbanlığa eşlik edişimiz, kurban etlerini dağıtışımız ve kurban sofrasında yaşanılan güzellikler, mutluluklar hazan yaprakları bir o tarafa bir bu tarafa savruldu gitti. Ama umutsuz değiliz. O güzellikleri, mutluluğu tekrar yaşayacağız. Umarım bayramlarımız o eski manasına, safiyetine kavuşur. Bir et şöleni ya da tatil seyri olmaktan çıkar. Hakk'a teslim olmanın, insan olma şuuruna varmanın zamanları olur.

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu
Powered by BilgiSoft