Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz ve diğer yazarlarımızın gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Gene Gülhatmi

Eklenme : 23.6.2020 00:00:00
Görüntülenme: 390

Hatırlayan vardır. Geçen yıl da gülhatmi (hatm-i gül, hatmana, fatmana) ile ilgili bir yazı yazmıştım.

Gene gülhatmi mevsimi geldi. Her taraf gülhatmi. Yol kenarları, yamaçlar, bağ-bahçe sınırları kendiliğinden oluşan güzelliklerle doldu taştı.

Beyaz, pembe, kırmızının her tonu, bordo gülhatmiler.. Tek yapraklı, katmerli, orta katmerli, kenarları tek yapraklı gülhatmiler.  Bugünlerde coşmuş vaziyetteler.

İnsana ihtiyaç hissetmeden kendiliğinden gelişen bir çiçek.  Bakıma ihtiyacı yok, suya ihtiyacı yok, ilaca ihtiyacı yok. Nisan sonunda açmaya bi başladı mı, taa ilk soğuklara kadar, Aralık başındaki kırağılı günlere kadar açan çiçeklerle tabiatın en uzun açan çiçekleri. En uzun süren süsler. En uzun süren güzellikler.

İnsana ihtiyaç hissetmeden coşması ve uzun süren güzellikleri ile beni çocukluğumdan beri heyecanlandırır gülhatmi. Çocukluğumda, güller, hele yabani güller, yıllar sonra "nesrin" veya "nesteren" dendiğini öğrendiğim yabani güller, katır tırnakları ile beraber her gördüğümde heyecanlandıran çiçeklerdi gülhatmiler. Tabii biz ona "hatmana/fatmana" derdik.  Çiçek yapraklarının dibini ikiye ayırır burnumuza yapıştırır oynardık.

Çocukluğumuzda çok görülmezdi gülhatmiler. Kocamaan (O zaman kocaman görünürdü köy ve çevresi) köyde 25-30 kök ancak görürdük. Onları da daha çok köyün arazilere hem-hudut olan yerlerinde, bir de bağ-tarla yollarında görürdük. Geçen hafta sonu çocukluğumun geçtiği yerlerde dolaştım biraz. Rahmetli Halil dedemin çeşme hayratını yaptırdığı Kesten dere'ye de gittim. İki yamacın dereye yakın tarafları olduğu gibi pembe gülhatmi olmuş. Anladığım kadarıyla artık pen hayvan otlatılmayan o yerlerde tabiat kendi "tabiat"ini ortaya çıkarmış ve sağlı-sollu yamaç etekleri gülhatmi ile dolmuş ve pespembe bir dünya oluşmuş.

Biz ailecek bahçe düşkünü olduğumuz için, yayladaki arazilerimizin uygun yerlerinde de bol miktarda ve her renkten gülhatmi yetiştiririz. Mevsimi geçtiğinde, orta saplarda kalan tohumları uygun terlere çırpar, sapları da toprağa bırakırız. Çünkü gülhatmi, potasyum miktarı çok fazla olan bir çiçektir ve potasyum da toprağı zenginleştirir.

Bereketli kiraz, erik, armut, şeftali bahçelerini rengârenk zenginleştiren gülhatmileri gördükçe, belediyelerin bu güzelliklerden şehirleri mahrum etmelerinin sebeplerini anlayamam. Su, ilaç, bakım istemeyen bu Hudayî nâbit güzellikler şehirlere Nisan sonundan Aralık başına kadar, mevsimine göre 7 aya kadar güzellik katarken, şehirlerin sahipleri bu uzun süren güzelliği niye görmezler?  İki insan boyuna kadar yükselen gülhatmiler sokaklara, meydanlara, park ve bahçelere zadece zemin güzelliği değil, ufkî güzellik de katar. Bu güzelliği iliklerimize kadar niye yaşamayalım? Beyazı, pembesi, kırmızının her tonu ve özellikle bordo rengi ile niye bir renk cümbüşü yaşamayalım sokaklarda, meydanlarda, parklarda, bahçelerde?

Karayollarının kenarlarında ekseri pembesi var gülhatminin. Çoğu yerde koloniler hâlinde bulunuyor. Muhtemelen tohumların dağılma yoğunluğu olan yerler. Karayolları Genel Müdürlüğü'nün yerine ben olsam, gülhatmiler tohuma durduğunda sapları keser gülhatmilerin olmadığı yol kenarlarına tohum çırptırırım ki insanlar şehirlerarası yolculuklarını gülhatmi koridorları içinde yapsınlar.

Biliyorum Süheylâ. "Bunca derdin içinde bi gülhatmi meselesi mi kaldı?" diyenler mutlaka olacak. Zaten lafımız onlara değil. Lafımız yüreklerinde gülhatmilerin renk cümbüşünü yaşayanlara.

Ne dersin Süheylâ?...

Dediklerimizi duyan olur mu?

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu
Powered by BilgiSoft