İdris Koç

İdris Koç

BAY PROTOKOL
İdris Koç'un ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Dert Çok Hemdert Yok

Eklenme : 18.11.2020 00:00:00
Görüntülenme: 339

Geçen hafta "Nasılsınız" veya "na'ber" şeklindeki soruların amacının kişinin niyetine, cevabının ise cevap verenin psikolojisine ve hayata bakışına göre değiştiğini yazmıştım.

Güzel geri dönüşler aldım. Ülkemizin değerli bir öğretmeni olan Bayram Koç, "Nasılsınız?" sorusunun aynı zamanda kendi derdimizi anlatabilmek için konuya yumuşak giriş cümlesi olduğunu hatırlattı. "Nasılsınız?", bazen de kendi sorununu, sıkıntısını, duygularını, belki de çaresizliğini anlatmak, içini dökmek ya da bir çıkış bulmak için bir kapı aralama çabasıydı.

Cem Alemdar Albayrak ise Hayati İnanç'ın bir videosunu paylaşıp altına, "Bu videoyu izledikten sonra 'Nasılsın?' demeye korkar oldum ve onun için 'İyisindir inşallah?' diyorum." diye yazmış.

"Nasılsın?" demekten korkulur mu? Korkulur, çünkü "Nasılsın?" diye sormanın bir sorumluluğu vardır. O sorumluluğu yüklenme gücü ve imkanı yoksa, "Nasılsın?" diye sormaya korkulur. Dolayısıyla da cevabın sorumluluğunu yüklenme gücü ve imkanı olmayanların "Nasılsın?" diye sormaması çok normal bir durum.

Diğer taraftan adab-ı muâşerete göre "Nasılsın?" diye sormanın da bir usulü ve adabı vardır.

Öğretmen olarak cezaevinde göreve başladığım aylardı. Başsavcımız cezaevine her gelişinde idare katına çıkarken merdivenden "İdris Hocam" diye bana seslenir, ben de merdivenin tam karşısındaki odamdan çıkarak kendisini selamlardım. Selamın ardından bana "Nasılsın?" diye sorar, ben de teşekkür ettikten sonra "Siz nasılsınız?" derdim. Benimle o ana kadar gayet yakın ve samimi bir iletişim kuran Başsavcımız, bu sorumu her seferinde cevapsız bırakırdı.

Her seferinde sessizlikle biten bu diyaloglar tekrarlanmaya başlayınca nedenini merak etmeye başladım. Ortada bir gariplik vardı. Yoksa üst kişiye "Nasılsınız?" diye sormak yanlış mıydı?

Evet. Protokol kuralları açısından üst kişiye "Nasılsınız?" diye sormak saygısızlıkmış. İlerleyen zamanlarda öğrendim ki, resmî ortamlarda ve resmî ilişkilerde ilke olarak hatır sorma hakkı üstlere aitmiş. Ast kişi, resmî ortam ve ilişkilerde amirine hatır sormaz; üst kişi "Nasılsın?" diye kendisine hatır sorduğunda ise yalnızca "Saygı ve hürmetlerimi sunarım." veya "Teşekkür ederim." şeklinde karşılık verirmiş. Ben haddimi aşarak Başsavcıma "Nasılsınız?" diye her sorduğumda sorum bu nedenle cevapsız kalıyordu.

Bunu öğrendikten sonra resmî ortam ve ilişkilerde hiçbir amirime "Nasılsınız?" diye sormadım. "Nasılsın?" diye soran amirlerime de "Teşekkür ederim." şeklinde karşılık vermeye başladım. Bu protokol kuralını öğrendim ama protokol kitaplarında bunun nedenine dair bir açıklama yer almıyordu. Uzun araştırmalar sonucunda onun cevabını da buldum.

Eski ahlâk ve görgü kitaplarında, yaş ve konum olarak kendisinden büyük olan kişilere hatır sormanın edebe aykırı olduğu ifade ediliyordu. Bu kitaplarda; "Nasılsınız?" diye sorduğu kişinin derdini hafifletme, sorununu çözme, sıkıntısını giderme gücü ve imkanı olmayan kişinin büyüğüne "Nasılsınız?" diye hal-hatır sormasının görgüsüzlük olduğu yazıyordu. Ne de olsa protokol kuralları, resmi gördü kurallarıydı.

İşte bu görgü kuralının kaynağında bu hassasiyet vardı. Yani "Nasılsın?" diye soruyorsak, cevabın sorumluluğunu da yüklenmek, eğer bu sorumluluğu yüklenmeye gücümüz ve cesaretimiz yoksa da laf olsun diye "Nasılsın?" diye sormamak gerekiyordu.

Derdine hemdert olamayacağımız kişiye "Nasılsınız?" diye sormamak gerekiyordu.

Ancak sosyal yaşamda durum biraz farklı. Çağımızın koşulları ve toplumun beklentileri çok farklı. Dolayısıyla da karşılaştığımız insanlara "Nasılsınız?" diye sorma ihtiyacı hissediyoruz ve bizden bu davranış bekleniyor. Bu nedenle, selamlaşmanın bile unutulmaya başladığı bir dönemde büyüklere "Nasılsınız?" diye sormanın yanlış olduğunu söylemek daha da yanlış olur. 

Hayatta her şeyi para ve güçle değerlendirmek doğru değil. Bu çağda arkadaşının, komşusunun, dostunun, meslektaşının yanında olmak, muhatabının duygularına ortak olabilmek bile çok önemli. Elindeki cep telefonları ile dünyayı keşfeden çocukların ve gençlerin de elbette büyükleri için yapabileceği bir şeyler vardır. Bir şeyler yapmaya gücü ve imkanı olmasa bile muhatabını fark etmesi, ona ilgi göstermesi, selam vermesi, hal-hatır sorması çok önemli.

Diğer taraftan kavramları kökeni ve tarihi seyri içerisinde değerlendirmek önemli, ancak yaşadığı dönemle bağını kurabilmek daha da önemli.

Farkındalığımızın giderek azaldığı, bireyselciliğin ruhlarımızı zehirlediği bir dönemde, çocukların ve gençlerin görgüsüzlüğü varsın büyüklerine "Nasılsınız?" diye sormak olsun.

Fuzulî'nin, "Dert çok, hemdert yok." diye ifade ettiği bir dünyada, etrafımızda selam veren, hal-hatır soran, dert ortağımız olabilen, hemhâl olabildiğimiz insanların olması dileğiyle.

18.11.2020

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu
Powered by BilgiSoft