İsmail Zorba

İsmail Zorba

SÖZÜN EŞİĞİNDEN
İsmail Zorba'nın ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Arasta'dan Dünya Ahvali..

Eklenme : 22.9.2020 00:00:00
Görüntülenme: 469

"Hazan vakitlerinde duruluyorum, kendime geliyorum. Her vedanın bir kavuşma olduğunu hissedecek yüreğim. Serin rüzgarların esintisi yüzüme vuracak, yüreğim sükuna erecek. Kalabalıkların gölgesi azalacak, yerde savrulup duran kuru yapraklarla dans edeceğim. Bütün prangalarımdan kurtulup yorgun gönlüme sesleneceğim: Aşka gel, aşka gel; teslim ol. En büyük özgürlük teslimiyettedir. Riyasız, hesapsız sadece gönülden gelen sevdanın sözlerinde kendine gelirsin. Bak sana sesleniyor hayat; huzura gel, huzurumda huzuru bul. Bak geçmiş hatıra, gelecek hayal ise bugüne ne düştü? Bunu özünde hisset, yaşa ki gönül kalemin yazdıkça yazsın!"

Tabiat, insanlar gibi değil doğru ve geçer bildiği yoldan gidiyor. Biz insanlar ise bize sunulan koca bir alem de, bu alemin bunca güzelliklerini bilemeden, yaşayamadan sürüp gidiyoruz bu ömrü. Sürdüğümüz bu ömürde biçtiklerimiz ise ne kadar verdiğimize bağlı. Hep ben, hep ben dediğimiz müddetçe kayıpta olduğumuzu bile idrak edemiyoruz. Hep şikayet, hep isyan, hep öfke. Zaman öyle zamanlara mahkum ediyor ki bizi, başımızı kaldırıp bir baksak hakikati göreceğiz ama gaflet perdesi gözümüzü o kadar bürümüş ki sür git diyoruz hayata, sür git. Ömür sermayesinden yiyoruz, bihaberiz.

Doğa sıcak nefesini çekmeye başladı bu alemden. Hazanın adımlarını hissetmeye başladık. Serin serin esmeye başladı. Zaman zaman küçük üşümeler başladı. Tabiat verdikçe verdi, şimdi hasat zamanı. Bu hasattan bize ne düşecek, hepimizin malumu. Bu salgın günlerinin yoğun gündeminde hazan sadece ağaçların yapraklarını dökmüyor, toprağını da dinlenmeye çekiyor. Hazan mevsiminde el ayak çekilecek. İnsan kendisiyle baş başa kalacak.

Muğla'da da hazanın ilk nişaneleri tam belirgin olmasa da kendini göstermeye başladı. Ekinler sararmaya, meyvesi sebzesi Zekeriya sofrasını düzmeye başladı. Son turfandalar ekim başına kadar yerin bereketince vermeye devam. Ağaçlar yavaş yavaş can yeşillerini bırakmaya başladı. Sıcak tonlar hakim olacak yavaş yavaş. Yeşilden kırmızıya, sarıya dönüşüm harikulade tablolara zemin olacak. Gören göz idrak edecek; gah ibret alacak gah temaşa zevkine varacak. Hazanda hüzün ve huzur tamamlanacak.

" Hazan vakitlerinde duruluyorum, kendime geliyorum. Her vedanın bir kavuşma olduğunu hissedecek yüreğim. Serin rüzgarların esintisi yüzüme vuracak, yüreğim sükuna erecek. Kalabalıkların gölgesi azalacak, yerde savrulup duran kuru yapraklarla dans edeceğim. Bütün prangalarımdan kurtulup yorgun gönlüme sesleneceğim: Aşka gel, aşka gel; teslim ol. En büyük özgürlük teslimiyettedir. Riyasız, hesapsız sadece gönülden gelen sevdanın sözlerinde kendine gelirsin. Bak sana sesleniyor hayat; huzura gel, huzurumda huzuru bul. Bak geçmiş hatıra, gelecek hayal ise bugüne ne düştü? Bunu özünde hisset, yaşa ki gönül kalemin yazdıkça yazsın!"

Gönül kalemin yazsın ki diyorum ve noktayı koyuyorum. Arasta'da Şadırvan'ın önündeyim. Aklımdan geçenleri telefona kaydediyorum. Hikayemiz zamandan mekana geçti. Bir öğle vakti zihnimde belli belirsiz bir plana bağlı kalmadan hatta kayıt düşmeden Arasta'ya getirmiş beni. Arasta; Muğla'da hayatın can suyu olan mekanlardan biri. Ne zaman yolumuzdan şaşsak kendimizi bulacağımız, kendimize geleceğimiz yer.

Arasta'nın tarih kokan binalarının girişindeki alınlıkta "Ya Hafız!" yazıyor. Yani Koruyan ve Muhafaza Eden'e teslimiyet ve tevekkül!.. Bu sözle Arasta'nın dükkanlarından esnafına sirayet eden ve tüm mekana sinen saflık, samimiyet, temizlik, adalet, merhamet, sabır ve şükürde geçmişten bugüne taşınmış hasletlerin hala var olduğunu görebiliyoruz. Bakın Ulalılar'ın dükkanından, ayakkabı tamircilerine, fırında ekmek satanından, radyocusuna, elektrikçesine, demircisine, saatçisine, tuhafiyecisine ve nice esnafa sinen bereketince kazanılan alın terinin şükrü var. Her birinde el emeği, göz nuru ve "Allah bereketini versin, helalinden." anlayışının izleri var.

Arasta'da "Ya Hafız"ın emniyetinde güven içindesiniz. Buranın esnafı size insan olarak sahip olduğunuz değer üzerinden karşılık veriyor. Candan, sıcacık ve safi merhabalar, selamlaşmalar. Ve ticaretini hakkınca yapan bir adalet terazisinde bereketince giren bugünde pek rastlanılamayan güzellikler.

Bu salgın dönemi en çok onları tüketti oysa. Akmasa da damlıyordu. Bakıyorum esnafın yüreklerinden yüzlerine ve gözlerine yansıyan ruh iklimine. Çözmek kolay değil. Evde ocak nasıl tüter? Bilemezsin, bu dükkanın çarkı nasıl döner? Aybaşının hesabı nasıl tutar? Her şeye rağmen öfkeye, bedbinliğe ya da isyana teslim olmayan yüce kimlik burada da savaşmaya devam ediyor. Sen arkanı döner gidersin, ey yolcu! Bak hala burada insanlık yaşıyor, yaşatılıyor.

Özellikle onca zamana şahitlik eden Arasta'nın çınarlarını ziyaret etmelisiniz. Onlar mazinin ruhunu bugüne taşıyabilmişler. Geçmiş hatıra, gelecek hayal olsa bile bugün ne olacak sorusunun cevabını en geniş zamanlı onlardan duyacaksınız. Siz, gençler en küçük bir zorlukta yıkılıp teslim olurken bakın ulu çınarlar dimdik ayakta durmaya devam ediyorlar. Zanaatlarını sanatkarane bir ince ruh deminden sürdürmeye devam ediyorlar. Onları her ziyaretinizde yüreğinizdeki yüklerden kurtuluyorsunuz, hafifliyorsunuz. Çünkü onlar bugünde sıkışıp kalmıyorlar. Geniş zamanlı cümlelerle umut veriyorlar. Neler gördük neler? Her şeye rağmen savaşmaya devam.

Benim bir nefeslik durağım Türkay Elektrik yani Ali Osman Amca. Onun zanaatındaki ustalığa varan duraklarda her türlü güzellikle karşılaşabilirsiniz. Bir bakarsınız müşteri gelir edep ve saygı durağındasınız, sohbet demini alınca merhamet ve şefkat durağındasınızdır, sohbet esnasında biri gelir dükkana halinden dem vurur adalet ve şükür durağındasınızdır. Her şey planlanmış hiç dağılmadan, eğrilmeden bükülmeden yaşanır. Elektrikçi dükkanından radyocuya, berbere, ayakkabı tamircisine, nalbura ve de helvacısına aynı ruhun yansımaları tamamlanır. Selam ve esenlik dolaşır dükkanlar arasında.

Biri eksilip gittiğinde sert bir rüzgar eser Arasta'yı saran çardağın dallarında. Yaprak hazan mevsiminden kışa geçer gibi olur ama kalanlar devam der, her şeye rağmen devam. Ustasından çırağına, yaşlısından gencine damla damla akar tahammül ve sabır. Kalanlar her ne kadar azalmışlarsa da Arasta'nın nefesi olmaya devam ederler.

Şehrin atardamarıdır Arasta'da yaşayan ruh. Saburhane'den, Konakaltı'ndan akar gelirler, Asar'dan, Şahidi'den, Ulu Cami yokuşunda akar gelirler. Kızıldağ'dan, Sekibaşı'ndan akar gelirler. Akyol'dan, Heykel'den Kurşunlu'dan akar gelirler. Arasta'da buluşurlar, şehrin nabzını tutarlar. Şehrin nabzı Arasta'da atar. Burada dünden bugüne taşınan bellek canlı tutulursa ve bu ruh aktarılırsa gelecek hayal olmaz. Bugünden dem alırsa Arasta'nın şahsiyeti AVM'lere rehin verdiğimiz emanete sahip çıkabiliriz. AVM'lerde yitip giden insanlar Arasta'da kimliğini bulur.

Arasta'da Şadırvan'ın önünde musluktan akan damlalara takılıp gidiyor gözlerim. Yüreğim damlaların peşinden akıp gidiyor mekana. Tam karşımda Muğla Ressamı Gülnur hanımefendinin tablolarında can buluyorum. Renklerin harmonisinde kilim gibi nakış nakış işlenmiş şehrin yüzleri arasında yemyeşil çardağın altında gölgelenen, sohbeti koyultan esnafı dinliyorum.

Damla damla içimde biriken sesler bir başka Arasta hikayesi yazmaya gidiyor. Arasta'da mekan zamanı aşıp gidiyor. Çatılarda kırlangıçlar göç dengini almış, yola hazırlanıyorlar. Kumrular, serçeler Arasta'nın nöbetini tutmaya devam ediyorlar. Şadırvan'ın su seslerine kuş sesleri eşlik ediyor. Ve bir Muğla bacasından tüten ilk dumanı görüyor gözlerim. Ve yola revan olma vakti geldi. İkindi ezanı okunuyor. Arasta'da mekandan yeni zamanlara geçiyorum.

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu
Powered by BilgiSoft