İsmail Zorba

İsmail Zorba

SÖZÜN EŞİĞİNDEN
İsmail Zorba'nın ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

"Kendine Dönüş" Günlükleri-8

Eklenme : 19.5.2020 00:00:00
Görüntülenme: 233

"Ramazanın ortası mağfiret günlerinde bir sahur ikliminde gecenin seslerini dinliyorum. Tek tük araba sesleri, balkonlara sinmiş insan sesleri. Bir fısıltı hali. Kendi sesimi arıyorum, Kendi sesimde başka bir ses arıyorum. Ve gözlerim yazı yazan ellerimde. Ellerime bakarken bir hikaye kurgulanıyor kafamda..

 

Kendime dönüş günlüklerime yüreğimden ne geçiyorsa akıtıyorum. Gün be gün damla damla misali birikiyor. Kendimle samimiyetim artıyor. Bu salgın günlerinde zorundalıklar neticesinde her dışarı çıkışımızda taktığımız maske rutinimiz oluyor.

Dışarı çıkmadan aynaya son bir kez bakıp saçlarımızı düzeltmek, ayakkabılarımızı giymek, dış kapıyı kilitleyip kontrol etmek gibi bir rutin. Dışarıda taktığımız maskeler ne kadar doğal bir kullanım haline geliyorsa günlüğüme tuttuğum notlar vesilesiyle kendime taktığım maskelerden de kurtuluyorum. Evet gündelik hayatımda taktığım maskeler.

Normal zamanlarda, artık ileriki günlerde normal zamanların tanımı değişecek gibi görünüyor, içimize attığımız seslendiremediğimiz çoğu şey bizim maskeler takmamıza neden oluyordu. Günümüz insanıyla o günü kotarmak hiç de kolay değil. Eskilerin anlattıkları hayatlar, birbiriyle "Bir" olan, "Biz" olan insanlar artık yok. Günümüzde herkes kendi yalnızlığında ve kendi dairesinde yaşamayı alışkanlık haline getirmiş.

Güne dair notlar alırken birebir duyduğum bir şey beni çok etkiledi. Otuz yıldır aynı apartmanda oturan komşulardan biri komşusunun kaç yıllık yazar olduğunu en son kitabından haberdar olmuş. Evet otuz yıldır aynı apartmanda oturacaksın, günün mutad vakitlerinde dışarı çıkışlarında selamlaşacaksın, insan insana dokunmadan, birbirini tanımadan film sona erecek. Otuz yıl sonunda birbirleri hakkında yeni şeyler öğrenen, birbirine yakinen dokunabilen dostlar olacak, belki ilerleyen vakitlerinde birbirlerine yarenlik edecekler.

Kendine dönüş zamanlarında belki en büyük imtihanımızı insanlara, sevdiklerimize karşı gurbete düşerek yaşadık. Evimizin içindeki yaşam bir nevi gurbet diyarıydı. Ama normal zamanların kaybı bu günlerin kazancına dönüşebilir artık. Belki bu zor günlerin kazancın insanın insana hasreti, hasleti olacak. İnsan bu yalnızlığında takındığı tüm maskelerden sıyrılarak sadece insana dokunacak, insanda tamamlanacak.

"Ramazanın ortası mağfiret günlerinde bir sahur ikliminde gecenin seslerini dinliyorum. Tek tük araba sesleri, balkonlara sinmiş insan sesleri. Bir fısıltı hali. Kendi sesimi arıyorum, Kendi sesimde başka bir ses arıyorum. Ve gözlerim yazı yazan ellerimde. Ellerime bakarken bir hikaye kurgulanıyor kafamda.. Hikayenin ilk cümleleri akıp gidiyor:

"Elinin gölgesiyle gidiyordu. Elinin gölgesi eli cebine girse bile onunlaydı. Elinin gölgesi onun kederleriydi. Her daim yanında, her daim omuz başında. Elini cebinden çıkardı. Bir sağ sol yaptı. Elinin gölgesi tam tersini sol sağ. Bir de kişilikli bir gölgeyi bu. Elinin tersiyle ittiriverdi elinin gölgesini.. O gidiş gidiş. Hiç arayıp da sormuyor. Sadece kendisi ve elleri yaşayıp duruyor şunun şurasında. Epey zaman geldi geçti. Elinin gölgesini şöhreti diyarlar aştı. Sayesinde bizler de şu dünyada bir türlü dikiş tutturamadık. Her şey ama her şey dağılıp gitmişti. Elinin gölgesi de dahil kimsenin elinden tutmuş değil, hele hele gardiyanların da, , hapishane görevlilerin de. ."

Gece vakti kafamın içindeki her şey farklı rotalarda hareket ediyor. Salıyorum, gidiyorlar. Ve birden fısıltı halinde karşı pencereden bir radyo sesi geliyor. Çello sesi bu, tanıyorum. Gece akıp gidiyor.."

 

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu
Powered by BilgiSoft